100 yıllık Kohen Kızkardeşler Kitabevi

Avrupa şehirlerinde sıkça rastladığımız yüzyıllık mekanlar vardır. Bir pastane, bir restoran, bir kitapçı gibi… Kuruluş 1700 der, 1900 der; kuşaklar boyunca varoluşlarına şaşar kalırız. Bizim ülkemizde rastlanılan bir durum değildir bu. Beyoğlu’nda tam da Tünel’in kaşısındaki geçitte böyle bir yere rastladım işte. Bizde de 100 yıllık, 3.kuşağa devrolmuş bir işletme varmış meğer: Tünel Pasajı’nda Kohen Kardeşler Kitabevi.

Sahibi Albert Sapan bey ile tanıştım hemen. Bir söyleşi de yaptım kendisiyle. Önce Albert bey’i takdim etmek istiyorum size.

***

Albert Sapan
1965’de İstanbul’da doğdu.
St Benoit Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarının ardından Marmara Üniversitesi’nde İşletme bölümünü bitirdi.
Aile kökeninin Seferad Yahudisi olmasından dolayı İspanyolca ve İbranice konuşabiliyor. Türkçe, İngilizce ve Fransızca ile aslında beş dil biliyor.
Evli ve iki kız evlat babası olan Albert Sapan, Tünel Geçidi’nde babasına ait 100 yıllık aile dükkanı Kohen Kardeşler Kitabevi’ni üçüncü kuşak olarak işletiyor. Şimdi sözü Albert bey’e bırakıyorum.

Türkiye’nin en eski kitap eviyiz.
1918’de babamın iki teyzesi Kohen kızkardeşler tarafından kuruldu bu kitabevi. Yıl 2018. 100.yılımızı kutluyoruz bu yıl.

Bir zamanlar İsveç Konsolosluğu’nun caddeye bakan kısmında küçük dükkanlar varmış. Bunlardan en popüler olanı Fransızca ders kitaplarıyla ün yapmış olan Kohen Kadeşler Kitabevi’ydi. Babamın teyzesiydi Kohen kardeşler. Mazalto ve Elisa teyze işletirdi dükkanı. 1934’e kadar uzun yıllar konsolosluk önünde varlıklarını sürdürdüler.

İsveç Konsolosluğu’nun önündeki dükkanların yıkılma kararı alındığında diplomatik nezaketle bağdaşmayan bazı tatsızlıklar olmuş.

Sonunda tahliye başlamış, 1963’ten itibaren de bugünkü yerlerine Tünel Pasajı‘na taşınmışlar.

Babam Samuel Sapan, 1970’lerde burayı büyük teyzeleri Kohen kardeşlerden devraldı. Zaten 12 yaşından beri onların yanında çalışıyormuş. Başka da bir iş yapmamış.

Kohen Kardeşler Kitabevi‘nden emekli oldu sonunda.

Şimdi üçüncü kuşak olarak ben işletiyorum burayı.

Doğduğumdan beri buradayım. Ailenin tek çocuğuydum, daha kısa pantolonluyken gelir, babama yardım ederdim.
90 yılından itibaren de işin başına bir fiil geçtim.

Kohen Kızkardeşler Kitabevi, 1980’lerde moda dergileri satmaya başladı.

Türkiye’de Tekstil gelişiyordu, ihtiyaç doğdu. Tabii ilk dergileri 1975’lerde getiren babamdı. Burada satılan moda dergileri bildiğimiz moda dergilerinden değil.
Bizim getirdiğimiz dergilerde gelecek senenin yaz defileleri resimleri olur. Yani bizim sattığımız, altı ay, bir sene önceden modayı veren dergiler. Bunları da tasarımcılar, tekstilciler, modelistler, stilistler alıyor.
Satışların yüzde 90’ı toptan oluyor. Websitemizde online satışlarımız da var.
Amerika, İtalya, Fransa, Kore ve Tayvan’dan gelen 70 çeşit moda dergisi satıyoruz. Tekstilde yaşanan krizlerden dolayı dergi satışlarımız da etkilendi. Uzun yıllardır satışlarımız düştü.

Eskiden Tünel Pasajı’nda lokantalar cafeler yoktu.

Pasajın ortası bomboştu. iki ağaç vardı sadece. Şimdi bakın lokanta kafelerle doldu.

Benim küçüklüğümde bu pasajda bir kurutemizlemeci, bir şapkacı, bir terzi ve bir berber vardı.

Burada birkaç dükkanı olan Yücel Sayman ve Hacer hanım pasaja ilk masa atan kişilerdi aslında.

Bende bu pasajın değişimine ayak uydurup birkaç ay önce dükkanın önüne altı masa koydum.

Çok kaliteli leziz kahveler yapmaya başladık. Eşim kahvenin yanına eşlik edici tatlar hazırlıyor evde, sonra dükkana getiriyor.
Ev yapımı kurabiyeler, San Sebastian cheesecake, brownie gibi kendi damak tadımıza uygun lezzetleri ilave ettik menümüze.
12 kişi kapasiteli oturma yerimiz var artık. Çok da popüler olmak istemiyoruz açıkçası. Butik kalmak istiyorum.

İki kızımdan biri Sosyoloji mezunu, diğeri Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakütesi’nde Heykel bölümü’nde okuyor.
Kitabevi’ni kahveciye dönüştürmemizin bir nedeni de kızların ilgisini çekmekti. Bakarsınız özenirler, dördüncü kuşak olarak işi benden devralırlar ilerde.

Sabahları dükkanı 8’de açıyor, gece 1’e kadar kalıyoruz. Daimi gelen müşterilerimiz var, civarda çalışanlardan gelen var, öğrencilerde geliyor.

Ünlü şahsiyetlerden oluşan müşterilerimizde oluyor tabi ara ara. Geçen akşam Faruk Süren ve Fatih Altaylı geldi mesela.

Beyoğlu sürekli değişiyor. Eski Beyoğlu’nu çok özlüyorum.

Bu İstanbul benim sevdiğim büyüdüğüm yaşadığım İstanbul değil.
Beyoğlu’nun özellikleri vardı, hepsi harap edildi. İyice çirkinleştik. Ortadoğulu olduk. Ama şanslıyız Arap girmeyen nadide yerlerden biridir Beyoğlu’nda Tünel Pasajı.

Kitabevi’nin vitrininde siyah beyaz bir fotoğraf var. 1950’lerde sinagog duasından çıkan babam ve iki dayım yürürken İstiklal Caddesi’nde faaliyet gösteren bir Fransız gazeteci tarafından çekilmiş. O yıl dergide çıkmış bu fotoğraf. Tesadüf babam görmüş, saklamış, bende çerçeveletip vitrine koydum. O fotoğraftaki Beyoğlu, bir vitrin camında seyretmelik artık. Ruhum o eski güzellikleri ve insanları özlüyor.

Mini not:

Albert bey’le Kohen Kardeşler Kitabevi’nde bir öğle vakti söyleşi yaptık. Enerjisi çok güzel bir insan. Soğuk algınlığım vardı görüşmemizde; zencefilli sıcak limonata ikram etti bana. Bitki çayı yerine ‘sıcak limonata’ denmesi de ayrıca hoşuma gitti.

San Sebastian cheesecake’lerini de denemeden bitirmedim söyleşiyi :)))

 

Zuhal Floria x

Instagram @banabiyersoyle

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: