Bayramda Erdek

Bayramlarda yalnızlık yasak!

Bayramlar bir törendir aslında… Sabah uyanır uyanmaz tören başlamış olur.

Evin büyüklerinin elleri öpülür.
Ziyafet tadında bir kahvaltı yapılır.
Kabristan ziyaretine gidilir.
Gelen eş dost konu komşu ağırlanır,
Akraba eş dost ziyaretlerine çıkılır
Hazırlanmış bayram harçlıkları el öpen çocuklara verilir…
Buz gibi kolonyalar misafirlerin sıcak avuçlarına dökülür…
Çikolata, akide şekeri, sütlü bonbon, çifte kavrulmuş lokum gibi ikramlarda bulunulur,
Çaylar dağıtılır, sonra köpüklü kahveler, peşinden tatlılar…
Zeytinyağlı dolmalar, börekler, etli sofralar kurulur.
Bir şenliği yaşamaktır bayram…

Şimdilerde bir şenliği yaşamak mıdır bayram?

Türkiye ne kadar değiştiyse, bayramlar da o kadar değişti aslında.

Şimdi bayramın adı “kaçış”

Bayram gelmeden iki kişi biraraya gelince şöyle konuşur olduk:
-9 gün tatil varmış, bayramda nereye kaçıyorsun?
-Biz Çeşme’ye. Ya siz?
-Bizde Bodrum’a.

Salıver bizi tatile kaçalım!!!

Büyük şehirler artık beton yığını. Yaşam zor. Trafik keşmekeş. Denizler kirli. Stres diz boyu.
Uzun bayram tatilleri o yüzden kaçış!.. Denize, güneşe, sayfiyelere doğru…
Bayramlaşmalar belki de bu yüzden kısa mesajlarla yapılır hale geldi gidilen sahil beldelerinden…
Kimse kimsenin evine gitmeden gelmeden, törene katılmadan, uzandığı şezlongun üzerinden:
“İyi bayramlar Ahmet abi, aileye selam.”
-“Ooo yiğenim size de iyi bayramlar!”

Hani nerde o bayram seromonisi?

Fransız düşünür Michel Foucault der ki; “Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği, sığınabileceği tek ev; çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.”

Çocukluğumuzu yoğuran, bizi şekillendiren, büyüten, olgunlaştıran dildir bayramlar…

Yazımın girişinde, çocukluğumdan bir bayram gününe ait yaşadıklarımızı sıralamıştım. İşte bu dili kaybettik şimdilerde.

Farkındaysanız bizi biz yapan değerleri hızla tüketiyoruz.
Bayramı yeni nesil, “yaz tatili” olarak algılıyor artık. Bayramın adı “kurban!” oysa.
Ne çok şeyi kurban etmişiz meğer. Şimdi o kurban ettiklerimiz bayram sohbetlerinde cümle başı nostalji; “Nerde o eski bayramlar…”
Geçmişten çekip alınan bir bayram anısı, şimdiki zamana yerleştirilen bir tatil hikayesinin müziği oluyor belki de;
“Bugün bayram, erken kalkın çocuklar…”

Hristiyanlar bizim gibi değil ama! Onlar da bayram hala eskisi gibi kutlanıyor. Yine aileler bir araya gelip bir masada toplanıyor.

Değişen biziz!

Popüler kültür olgusu.

Hızlı tüketim… Havalı olan kazanır!

Gözümüz daha çok sosyal medyada bu yüzden.

Tatilde ne yenildi, ne içildi – nerelerde kalındı – neler yapıldı, kare kare göstermek gerek etrafa.
Konu komşu görsün bayram tatilinde Ziyagiller nereye gitmiş, neler yapmış :))))

Bir gün annem yediklerimin fotoğrafını çekerken görmüştü beni;
Neden yemeğinin fotoğrafını çekiyorsun Zuhal” diye sormuştu şaşkınlıkla.
Ben senin yaşındayken elime gofret alıp dışarda sokaklarda yiyemezdim. Sokakta çikolata gibi şeyler yemek ayıp sayılırdı; yoksulu vardı, alamayanı vardı, kimseyi imrendirmemek gerekirdi!

-“Ama anne imrendirmek moda artık. Hatta öyle hale geldi ki, imrendirerek para kazananlar bile var, hatta imrendirmek bir meslek dalı artık!” demiştim.

Annem duyduklarına inanamamıştı !!!

***

Bayramı bende yazlıkta geçirdim bu sene. Yenikapı’dan bindiğim feribotla hopp Bandırma, ordan bir dolmuşla Erdek.
Aile büyüklerimle bayramlaştım bayram sabahı. Kahveler, tatlılar, kurulan bayram sofrası; menüde klasik et pilav ayran.

Yazlık bir sitede yaşıyorsanız bir de site içi bayramlaşma olur. Site sakinlerinin çoğu emekli. Onların çocukları torunları da gelmiş olur.
Bayram boyunca sitenin bahçesinden havuzundan balkonlarından keyifli gürültüler yayılır etrafa.

Site sakinlerinden Nurten teyzeyle bayramlaşırken, “doktor olan oğlum geldi, ama mühendis olan gelemedi” dedi yarı mutlu yarı buruk.

İki yıl önce eşini kaybeden Süleyman amca ise yalnızdı. Mimar kızı gelememiş, arkadaşlarıyla Bodrum’a gitmiş. Üzüldüm onun yalnızlığına. Ama site de akranları çok. Sabahları erkenden yüzmeye gider, diğer kalan saatlerde ise okey oynar bu gurup :)))

Suzan ablanın iki evladı da gelmiş. Torunlar, gelinler ve damatlarla epey kalabalık evi. Ne mutluydu bayram boyunca.
Güzide teyzenin mühendis oğlu da gelmiş. Avukat kızı gelmemiş, Antalya’ya tatile gitmiş.

Şimdi yazarken dikkat ettim de, site sakinleri olan teyzeler amcalar çocukları hakkında konuşurken hiç isim kullanmıyorlar.
Mühendis oğlum, mimar kızım, doktor oğlum…

Peki neden???

Aslıhan Lodi’nin Ali Nesin’le yaptığı röportajda Ali Nesin şöyle demişti: …”

Çünkü yoksul ülkeler evlatlarını somut olarak eserlerini görebilecekleri mesleklere yönlendirirler. Mühendis olsun köprü yapsın, mimar olsun bina yapsın, doktor olsun hasta iyileştirsin. Somuta inanırlar. Öyle sanat, felsefe, matematik gibi çok teorik ve zihinsel alanlara önem verilmez bizim gibi ülkelerde, hatta aşağılanırlar. Sanat, felsefe, ve matematik daha çok refah seviyesinin yüksek olduğu ülkelerden çıkar.

Hayatımın yarısını İngiltere’de geçirdiğim için Ali Nesin’in bu dediklerine katılıyorum. Bizde anneler babalar çocuklarının bir mühendis bir doktor olması için yırtınır durur.
Oysa Batı’da, balet olsun, balerin, piyanist, ressam, yazar olsun ister anne babalar.
Üniversitelerin Güzel Sanatlar bölümü de bu yüzden dolup taşar Batı’da.

Fazıl Say’ın son kitabında okumuştum;
80’lerde konservatuar müzik bölümüne başvurular binlerce olurmuş ülkemizde… sınav günlerinde mahşeri kalabalık toplanırmış konservatuar önlerine.
Günümüzde ise konservatuarların müzik bölümüne başvuru sayısı sadece 15!!!

Bu korkunç bir düşüş. Türkiye sanattan kopmuş besbelli!

Bizim site sakinlerini şöyle bir düşündüm de; sanatla, felsefeyle uğraşan hiç yok! Bu da bir Türkiye gerçeği!

Bayramda Erdek!

35 bin nüfuslu Erdek bayram boyunca 700 bin nüfusa ulaştı.

Erdek’in en meşhur fırını Saray‘da yine kuyruk çoktu.

Eren Beach Bar, bayramda yine en favori mekanımız oldu. Hele onun bakmalara doyamadığın dev çam ağacının gölgesindeki masalardan birine kurulup, çalan chill-out müzikler eşliğinde nefis limonatalarımızı, kahvelerimizi hüpletmek ruhumuza ayrı bir şenlikti.

Özlem Mantı‘da yine yaprak sarmalar, çi börekler, mantılar nefisti.

Günbatımı saatlerinde Adonis‘e geçtik. Adonis ve Hoca’nın Yeri tıklım tıklımdı.

Bayramın son günü, Bahçe Apostol‘de kahvaltıya gittik. Rezervasyonsuz yer bulmak imkansızdı. Manzarası ve kır kahvesi ortamıyla şahane bir mekan.

Turanlı’dan sonraki Manastır Beach deniziyle yine muhteşemdi.

Bu arada bayram boyunca deniz kabuğu kolyeleri, halhalları ve bilekliklerin peşine düştük arkadaşım Ebs’le. Ne bulduysak aldık. Hepsi çok güzeldi. Birini ayağıma taktım, birini bileğime, birini boynuma… Hatta durun durun bi fotoğrafını çekip göstereyim hemen deniz kabuklu halhalımın :))

Upuzun bir bayram tatilinin sonuna geldik…

Hani Yeşilçam filmlerinde, hortumla yağdırılan sağanak yağmurun altında başroldeki kadınla erkek birbirine ıslak gözlerle sıkıca sarılır ve tam o an kocaman harflerle yanık bir şarkı eşliğinde SON yazar ya…

İşte bugün tüm Türkiye o SON sahneyi yaşıyor. Terkettiği şehre doğru dönüşe geçmiş, valizler kirli dolu, gözler nemli…

Küreselleşme de diyebiliriz buna! Hop hop hurrayyyy hadi herkes Tatile… Hop hop hurray hadi şimdi Evlere…

Yazımı yaşanılan 9 günlük tatili ti’ye almak istediğim komik bir video ile bitirmek istiyorum.

İzlemek için cümle sonundaki “Kilyos was a lovely place’e” klik klik lütfen…. Kilyos was a lovely place

Hadi bakalım…

Hepinize İyi Pazarlar ve İyi haftalar amigos!

Zu x

Instagram @banabiyersoyle

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: