Sultanahmet Gezilecek Yerler

Dikkat ettiyseniz en çok Sultanahmet’le ilgili yazılar kaleme alıyorum.

Çünkü bu bölgeyi dolaşmak benim için keyiften de öte bambaşka birşey!

İstanbul’un kalbidir burası, doğum yeridir.

Bu şehrin içinden geçmiş her uygarlık, her yıkılan/yanan yapı üzerine, yenilerini eklemiştir.
Bu yüzdendir ki, yerin altında bile katman katman eski dönemlere rastlanır İstanbul’da. *yazımın sonunda ‘özel bölüm’ başlığı altında ayrıca bahsedeceğim yerin altındakilerden.

Her defasında gördüklerim beni bir kez daha bin kez daha büyüler bu bölgede… Gezintim sonrası eve dönerken hani emojilerde gülen bir yüz vardır kafasında halesi olan… Vapurda oturmuş ardımda kalan İstanbul silüetine bakarken, tıpkı o emoji gibi başımın üstünde bir hale oluşur, bir yandan da nefes aldığım havaya şöyle bi fısıldarım;

“İstanbul… ne muazzam ne biricik bir şehirsin sen!”

Lafı fazla uzatmadan Sultanahmet bölgesinde gezilecek yerlere geçeyim hemen.

***

1- Şerefiye Sarnıcı  

Sultanahmet’den Çemberlitaş istikametinde 5dk yürüyüş mesafesinde, Piyerloti Caddesi’nde. Girişler ücretsiz.

Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından yaptırılmış. Yerebatan Sarnıcı’ndan bir asır daha eski olduğu düşünülüyor. (1600 yıllık olduğu sanılıyor)

8 yıl süren çalışma ile bu sarnıç ortaya çıkarılmış. Şu aralar içinde İranlı sanatçı Ahmet Nejat’ın “Hiç Hali” sergisi var.

Serginin en göz alıcı eserlerinden altın renkli küre; küreden yere ve duvara yansıtılan “Aşk ve Hiç hali” yazısı ile sarnıç, benim için nefes kesiciydi. Mutlaka gidin. Dışarıda kavuran sıcak, içeride serinleten hava, 1600 yıllık tarihin içinde Mevlana sözleri ile gezmek bir meditasyondu adeta

Acıya sabredersin adı metanet olur.
Açlığa sabredersin adı oruç olur.
İnsanlığa sabredersin adı hoşgörü olur.
Dileğe sabredersin adı dua olur.
Duygulara sabredersin adı gözyaşı olur.
Özleme sabredersin adı hasret olur.
Sevgiye sabredersin adı aşk olur.

Ve

Herkes birşey olmaya çalışırken sen hiç ol.

 

2- Gülhane Parkı

Eski bir şarkı gibi dolandı dilime Gülhane Parkı şimdi. Bir şarkısı da var ya sahi; Cem Karaca “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda…

Osmanlı’da bir inanışa göre; ceviz ağacı ne görse kabuklarına işlermiş. Ceviz ağacının altında bu yüzden hiç gizli bir şey yapılmazmış. Cem Karaca’da şarkısında sanki bunu ima etmiş!

Evet havalar iyi… parklara rağbet çokkkk … Gülhane Parkı’da bu mevsim tam gitmelik.

Gülhane Park’ında ilginizi çekebileceğini düşündüğüm noktalar:

  • AHMET HAMDİ TANPINAR MÜZESİ
    Gülhane Parkı’na Tramvay Caddesi’ndeki kapıdan girdiğinizde hemen sol tarafta Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi var.
    Aslında burası 1820 yılında Sultan II.Mahmud tarafından yaptırılmış “Alay Köşkü”ymüş.
  • GOTLAR SÜTUNU
    Roma döneminden kalma neredeyse 20m uzunlukta. Bu sütunun hemen yanında Bizans döneminden kalma Hagios Paulos Yetimhanesi kalıntıları var.
  • İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ
  • ATATÜRK HEYKELİ Parkın beyaz renkli demir kapısından geçtikten sonra ilerde sağda Hürriyet Gazetesi’nin armağanı olan “oturan” bir Atatürk heykeli var.

Aslında bu parka oturan bir Atatürk heykelini yakıştıramıyorum ben!… Yakışan ne olurdu biliyor musunuz? 1 Eylül 1928 tarihinde GÜLHANE PARKI’nda CUMHURİYET TARİHİMİZİN EN ÖNEMLİ OLAYI yaşanmıştı. Atatürk’ün kara tahta başında halka Latin harfleriyle yeni alfabemizi tanıttığı yerdir Gülhane Parkı.

3- İstanbul Arkeoloji Müzesi

Mutlaka görülmesi gereken müzelerden biri. Blogda daha önceki aylarda yazmıştım. Okumak için buraya tık lütfen.

4- Soğuk Çeşme Sokağı
Gülhane Parkı’nın kapısının yan tarafında Soğuk Çeşme Sokağı bulunuyor. Yürümeye bu noktadan başlarsanız Topkapı Sarayı’nın Saltanat Kapısı’na ulaşırsınız.
Bu sokakta Turing tarafından yenilenmiş eski ahşap İstanbul evleri var. Sessiz, ıssız bir sokak. Keşke butikleri, kafeleri olsa da canlansa, hayat bulsa bu sokak.
Bu sokakta görmeniz gereken evler :
Eski cumhurbaşkanlarımızdan Fahri Korutürk’ün doğduğu ev ile İstanbul Kitaplığı.

5- Caferağa Medresesi
Hem medreseyi ziyaret edin hem de hemen girişindeki cafe de çay, kahve ve yemek molası verebilirsiniz. Güzel bir bahçesi var. Mimar Sinan’a ait bir büst de bulunuyor bahçesinde.

6- III. Ahmed Çeşmesi
Topkapı Sarayı’nın kapısına gelmeden hemen önce görebileceğiniz çok zarif büyük bir çeşme. Lale Devri zamanı bir başyapıt olarak III. Ahmed tarafından yaptırılmış.

7- Topkapı Sarayı
Bu saray bana çok karmaşık ve düzensiz geliyor açıkçası. Bir günde gezilip görülecek gibi değil!
Defalarca gitseniz dahi, o dönemin ruhunu ve bilgilerini üzerinize geçirmeden Topkapı Sarayı’ndan keyif alacağınızı hiç sanmam.

Fatih Sultan Mehmet, Topkapı Sarayı’nı 1460-1478 yılları arasında Bizans akropolünün üzerine yaptırmış. Dolmabahçe Sarayı yapılana kadar da tam 380 yıl boyunca imparatorluk sarayı olarak kullanılmış.

Saltanat Kapısı
Topkapı Sarayı’na giriş yaptığınız ana kapının adı “Saltanat Kapısı”dır.
Bu kapıdan girdikten sonra, sol tarafta bugün lokanta olarak kullanılan Eski Karakol binası bulunmaktadır.

BİRİNCİ AVLU

Aya İrini Kilisesi
Hemen yine sol tarafta Aya İrini Kilise’sini goreceksiniz. 6.yy’dan kalma İstanbul’un ilk Hristiyan kilisesidir. Fatih Sultan Mehmed’in Rum annesi Mara Despina(Hüma Hatun) bu kiliseyi hayatının son dönemlerine kadar kullanmıştır. Daha sonraki yıllarda, Yeniçerilerin silah deposu olarak kullanılmış. *günümüzde kullanımı ise sanatsal etkinlikler, sergiler olarak devam etmektedir. Yıllar önce Aya İrini’ye opera izlemeye gelmiştim; akustiği muhteşemdi.

Cellad Çeşmesi
Aya İrini’den sonra bahçenin sağ tarafından yürümeye devam ederseniz Cellad Çeşmesi’ni göreceksiniz. Bu adı almasının nedeni çok korkunç aslında! Adam asan, kafa kesen, iple boğan, maaşlı kadrolu saray celladları bu çeşmenin arkasındaki evlerde yaşarmış. Kafa kestikten sonra kanlı baltalarını da bu çeşmede yıkarlarmış. Kafaları da teşhir amaçlı çeşmenin sağ ve sol tarafında bulunan ve adı “ibret taşları” olarak geçen bölüme koyarlarmış.

İKİNCİ AVLU

Bab-üs-selam Kapısı
Diğer adıyla Kuleli Ortakapı.
Sarayın en ihtişamlı kapısıdır. Bu kapıdan Divan Meydanı’na geçilir. Kapıyı yaptıran Fatih Sultan Mehmed’dir… Kuleleri ise Kanuni Sultan Süleyman ekletmiştir.
Bu kapıdan her giren yerlere kadar eğilerek selam vermek zorundaymış, ismi de o yüzden Babüsselam olarak geçmiş. Yani Selamlama Kapısı.

Topkapı Sarayı’na giriş için Müze kart ve bilet gişeleri bu kapıda konuşlanmıştır.

Osmanlı’da bu kapıdan geçebilmek için attan inilir, aşağıya kadar eğilerek selam verilir ve yürüyerek devam edilirmiş. Sadece padişah atının üstünde bu kapıdan geçebilirmiş.

Alay Meydanı
Kapıdan sonraki alan “Alay Meydanı” olarak geçiyor. Günümüzde açık hava sanat etkinliklerinde kullanılıyor.

Saray Mutfakları
Alay Meydanı’nda ilerlediğinizde hemen sağ taraftaki yapı Saray Mutfağı’dır.

Kubbealtı
Saray Mutfağının hemen solunda padişahın Divan toplantılarını yaptığı yerdir “Kubbealtı.”

Hazine
Kubbealtının hemen yanında Saray hazinelerinin sergilendiği bölüm bulunmaktadır. Dünyanın en büyük elması olan “Kaşıkçı elması”da bu bölümdedir.

Altın Yol
İkinci avlunun solundan yani Kubbealtı’ndan Harem’e ve Hasoda’ya giden yola, “Altın Yol” deniliyor. Nedeni ise;
Padişah buradan yürüyerek Harem’deki kadınlara bir gelenek olarak altın dağıtırmış.

ÜÇÜNCÜ AVLU

Bab-üs-sa’ade (Saadet/Mutluluk) Kapısı
Sarayın üçüncü kapısı olan bu kapı Saadet Kapısı’dır. Kapıdan geçtiğinizde karşınıza “Arz Odası” gelir. *Osmanlı’da bu kapıdan sadece yetkisi olanlar geçebilirmiş. **Vip kapı diyelim biz buna isterseniz

Arz Odası
Divan üyeleri divan toplantısında aldıkları kararlar Padişah’a burada arz ederlermiş.

Üçüncü Avlu’da bulunan diğer eserler ise;

III. Ahmed Kütüphanesi,
Çeşme,
Enderün (eğitimhane) teşkilatının koğuşları
Camii,
Hamam

Has Oda
Kutsal Emanetlerin saklandığı bölümdür. 24 saat Kuran okunuyor bu bölümde.

Ağalar Camii
Hemen Has Oda’nın yanında yer alıyor.

Fatih Köşkü
Has Oda’nın tam karşısında Marmara Denizi tarafında Saray’ın yazlık bölümü olarak kullanılan Fatih Köşkü bulunmaktadır.

DÖRDÜNCÜ AVLU

Sultana ait özel alanmış burası. Sofa-i Hümayün olarak geçiyor.

Bu avluda bulunan yapılar;
Bağdat Köşkü
Revan Köşkü
Kameriya Köşkü
Lale bahçesi
Hekimbaşı odası
Baş Lala Kulesi
Sünnet odası
Sofa Köşkü
Mecidiye Köşkü (bu köşkün alt katı günümüzde deniz manzaralı restoran olarak kullanılmaktadır)
Sofa Camiisi

HAREM
Harem hakkında yazılı hiçbir bilgi yok aslında. Günümüzde gezilen harem, III. Murad  tarafından yaptırılmış. Daha öncesi yok!

Harem’in özelliklerine gelirsek…
Hazine bölümünden bile daha sıkı korunan ve her şeyin yasak olduğu yer.
Haremdeki kadınlar tek tek seçilmiş, ağzı yüzü düzgün yabancı köle kadınlardan oluşuyormuş.
Harem’de ne yazıkki hiç pencere yokmuş. Kapkaranlık bir yermiş. Harem kadınlarının günışığı ve dışarıyı görmeleri yasakmış.
Hep mum ışığında yaşamışlar. **Ne feci bir hayat! Bir hapishane de yaşam gibi… aklını kullanan Hürrem Sultan o karanlık köle yaşamdan kurtulmuş.
Ama haremde yetişen kadınların hepsi güneş ışığı almayan bir yerde hayatlarını geçirdikleri için erken yaşlarda da ölmüşler tabii.

***

8- Hürrem Sultan Hamamı
Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’a bu güzel hamamı yaptırarak hediye etmiş. Günümüzde lüx sınıf hamam olarak kullanılıyor. Günümüzde çoğu müşterisi Arap!

9- Ayasofya Müzesi
Ayasofya Kilisesi dünyanın ilk katedrali. İmparator Iustinianos’un muazzam eseri.
İslamiyetin doğuşundan tam 60 yıl önce yapılmış..
Fatih Sultan Mehmed zamanı camiye çevrilmiş. 1935 yılından itibaren de müze olarak kullanılıyor.
İçinde Bizans döneminden kalma duvar resimlerinin yanısıra, islam dünyasının en büyük hat levhaları da asılı.
Ayasofya Müzesi’nde dört minare bulunmaktadır. Minarelerden ilkini Fatih Sultan Mehmed ekletmiş. İkincisini ise II.Beyazıd, diğer iki minareyi de II.Selim.

Ayasofya 921 yıl kilise olarak kullanılmış, 482 yıl camii, 1935 yılından itibaren de müze olarak kullanılıyor.

İçinde enteresan bir bölüm var. Terleyen veya ağlayan direk olarak geçen bölümde bir delik var. Rivayete göre bu delik kilisenin camiye çevrileceği sırada yapının yönünü kıbleye çevirmek istenince oluşmuş. Her ziyaretçi artık adetten olmuş sanırım, bu deliğe parmağını koyar.

10- Su Terazisi
Ayasofya’nın sağında karşı kaldırımda Yerebatan Sarayı’na gelmeden görebileceğiniz bir fabrika bacasını andıran bir tarihi eser Su Terazisi.
Osmanlı’da bu su dağıtım şebekelerinin su basıncını ölçmek için yapılmış.

11- Million Taşı
Yapıldığı dönemde çok önemliyken günümüzde çoğu kişinin önünden geçip de bakmadığı talihsizliği yaşıyor Million taşı.
Zamanında burada büyük bir kemer, koca koca heykeller varmış.
Million taşı eski imparatorlukta sıfır noktası olarak kabul edilen yer aslında. Diğer şehirlerin uzaklıkları bu sıfır noktasından itibaren hesaplanırmış. Burdan da anlaşılıyor ki İstanbul bir dönem “bir cihan şehri”ydi.

12- Yerebatan Sarayı
Ah buraya ba-yı-lı-yo-rum. Işıklandırma, damlayan su sesleri, hafif bir müzik, rutubet kokusu, suyun içindeki sarnıçlar, sütünların arasından süzülen renkler … ahhh bütünüyle etkileyici bir yer.
I.Iustinianos tarafından 6.yy’da Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak için yaptırılmış.
İçinde iki Medusa kafası var. Birisi yan, diğeri ise baş aşağı yerleştirilmiş. Efsaneye göre, Medusa yılanbaşlı
yeraltındaki üç kızkardeş canavarlardan biriymiş. Kendisine bakanı taşa çeviriyormuş. 1989’dan beri ziyarete açık.

13- At Meydanı

Burayı daha önce blogda yazmıştım. Okumak isterseniz buraya tık lütfen
Kısaca bahsedeyim ama hemen…
Bizans İmparatorluğu’nun sarayı bu meydandaymış. Atların yarıştırıldığı Hipodrom’da sarayın uzantısı olarak  Sultanahmet Camisi’nin arkalarına kadar uzanıyormuş.
Hipodromdan kalan loca kalıntılarından bir koltuk Sultanahmet Camisi’nin bahçesinde bulunmaktadır. Diğer kalıntıların çoğu ise yeraltında.
Biraz sonra ‘özel bölüm’de bahsedeceğim hatta. Eminim çok şaşıracaksınız.

14- Alman Çeşmesi
Alman imparatoru II.Wilhelm, II.Abdülhamid’i ziyaret etme nedeniyle üç kez İstanbul’a gelmiş.
Birinci gelişinde Osmanlı ordusuna Alman tüfeklerinin satışını, ikinci istanbul ziyaretinde ise İstanbul – Bağdat demiryolunun Almanya firmasına verilmesini sağlamış.

E tüm bunlar için bir teşekkür hediyesi olmalıydı di mi?(!!)

İşte bu çeşme o ittifaktan geliyor.

15- Yılanlı Sütun
Yılanlı (Burgulu) Sütun’u keşfetmem çok enteresandır. Daha önce yazmıştım okumak için buraya tık lütfen

16- Dikili Taşlar
İstanbul’un en eski eserlerinden biridir. Mısır’dan nasıl taşınmış buraya kadar getirilmiş ve bu meydana dikilmiş hala bilinemiyor.
Taş o kadar sert ve dayanıklı ki, MÖ 15.yy’da yapılmış bir granit hala sapasağlam pırıl pırıl duruyor; efsunlu bir anıt gibi.

17- Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası
Dikili Taşların tam arkasındaki bu yapıya bayılıyorum.
Ve dikkat ettim de hangi tarihi yapıya bayıldıysam mimarı hep Alexandre Vallaury çıktı.

Bu güzel yapı Hamidiye Ticaret Mektebi olarak II.Abdülhamit tarafından yaptırılmış.

1909 yılında II.Abdülhamit tahttan indirilince isminden Hamidiye gitmiş, Ticaret Mektebi olmuş.
Binanın önünde bir resim çekilin. Alexandre Vallaury’e bir teşekkür edin.

18- İbrahim Paşa Sarayı
Bugün kullanılmayan Sultanahmet Adliyesi yapılırken, ne yazık ki İbrahim Paşa Sarayı’nın bir bölümü Adliye’ye yer açmak için yıktırılmış.
Sarayın kalan yarısı ise şimdilerde Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.

19- Binbirdirek Sarnıcı
İbrahim Paşa Sarayı’nın (Türk İslam Müzesi) hemen arkasında yer alır.
İstanbul’un en eski sarnıçlarından biridir. İçinde 224 sütun vardır. Birçok dizi çekimi burada yapılmıştır. Hala çeşitli ticari etkinliklerde kullanılmaktadır.

20- Sultanahmet Meydanı
Havuzlu meydan olarak da bilinir. Burayı daha önce yazmıştım. Okumak için tık lütfen.

21- Sultanahmet Camii
Daha önce yazdığım Mavi Cami Sultanahmet yazımı henüz okumadıysanız buraya tık lütfen.

Sultanahmet Camii I. Ahmed tarafından yaptırılmış dünyadaki tek 6 minareli selatin camisi. *Selatin: Sultanların yaptırdığı camilere verilen ad.
Osmanlı’da camiler Sultanlar tarafından savaşlardan kazanılan ganimetlerle yapılırmış. Sultanahmet Camisi’ni I. Ahmed hazineden alınan parayla yaptırmış.
Savaşa gidilmeden, devlet bütçesinden bir camii yaptırılması halkı kızdırmış. Bu nedenden dolayı camii açıldıktan sonra, uzunca bir süre cemaati olmamış.

22- Arasta Çarşısı
Sultanahmet Camisi’nin önünde sıralı olan oturma gruplarından aşağıya doğru yürürseniz hemen sağda merdivenlerden aşağıda Arasta Çarşısı var.
Çarşıda birbirinden turistik bir sürü dükkan var. Hepsini tek tek incelemek çok keyifli her zaman.
Çarşının içinde sona gelmeden hemen önce Mozaik Müzesi gelir. Müze kart geçiyor.

23- Mozaik Müzesi
Sultanahmet Camisi ve meydanından buraya kadar uzanan bölümde, yerin altında kalan eski Bizans Sarayı var. Bu müzenin olduğu yerde sarayın salonlarından birinin döşemesi aslında.
Müze’de başka yerlerden getirilmiş 4.ve 6 yy’dan kalma birçok mozaiği görme şansınız da var.

Hadi şimdi bir kahve molası verelim. Arasta Çarşısı’nın hemen bitiminde ilk sağda yer alan kafe Şerbethane’de.

24- Şerbethane
Burası bu bölgeye gelen turistlerin uğrak yeri. Kahvenizi yudumlarken etrafı da inceleyin lütfen. Antik avizelerini, bir müzayeden satın alınan tarihi şehzade kaftanını gözden kaçırmayın.
Biraz dinlenebildiyseniz eğer, az sonra sizi nefes kesici bir yere götüreceğim. Hem çok şaşıracaksınız hem de büyüleneceksiniz.

Ö Z E L  B Ö L Ü M

25- NAKKAŞ HALI

Şimdi nerden çıktı bu halı mağazası dediğinizi duyar gibiyim. Ama unutmayın burası Sultanahmet. Bastığınız her taşın altından; saraylar, sarnıçlar, hamamlar, mozaikler fışkırabilir. Yerin 7 kat dibine kadar inseniz durum böyle.

Nakkaş Halı mağazasının inşaatı sırasında açılan temelde, Bizans İmparatorluğu’ndan kalma Magnaura Sarayı’nın kalıntılarına rastlanmış. Nakkaş Halı, mülkün sahibi olduğundan kanuni olarak bulduğu tarihi eserlerde onun oluyor. İsterse bulduklarını satar da kullanır da! Ama Nakkaş Halı satmamış. Halı mağazasını sarayın üzerine kurmuş.Bodrum katını da ziyaretçilere bir müze gibi açmış.

Hiç çekinmeden mağazaya girin. Eski saray kalıntılarını görmeye geldiğinizi söyleyin. Size seve seve merdivenleri göstereceklerdir.

Merdivenlerden aşağıya indiğinizde II. Theodosios döneminde yaptırılan sarayın sarnıçları ile karşı karşıya kalacaksınız.

Şubat ayında gittiğimde Hipodrom sergisi vardı. Bu sergide Yılanlı Sütün’a rastlamam da beni mutlu etmişti.

Adres: Nakilbent sk. No:6 Sultanahmet

Bir halı mağazası daha var. Magnaura Sarayı’nın bir bölümü de o mağazanın inşaatı sırasında ortaya çıktı.

26- BAŞDOĞAN HALI SARAYI

Başdoğan Halıcılık’ın sahibi Mehmet Başdoğan kendi imkanlarıyla yaptığı kazıda Magnaura Sarayı’nın zifaf odaları ve hamam bölümünü ortaya çıkarmış. Kendi mülkü olduğu için ortaya çıkardığı tarihi eserlerde yasal olarak onun tabii. Ama Mehmet bey bir yurtsever olarak Kültür Bakanlığı’nı bilgilendirmiş. Gelen yetkililer Saray kalıntılarından çıkan birbirinden güzel mozaikleri Arasta Çarşısı’nda yer alan Mozaik Müzesi’ne vermiş.

Magnaura Sarayı’nı görmek isterseniz hem Nakkaş Halı hem de Başdoğan Halı Sarayı’nı mutlaka ama mutlaka ziyaret edin.

Adres  : Kutlugün sokak No 31 Sultanahmet

Bu videoyu da izlemenizi öneririm. İzlemek için tık lütfen

MANZARASINA AŞIK OLDUĞUM OTEL CAFELERİ

27- Four Season Hoteli

Eski Sultanahmet Cezaevi. Hapishane olarak kullanıldığı dönemde ülkemizin neredeyse tüm aydınları bu cezaevinde kalmış. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Nazım Hikmet, bunlardan biri.

Orhan Kemal’in 72. Koğuş romanına konu olan işkence, bu hapishanede bizzat yaşanmış.

Four Season Hotel, bu binayı aldığında inşaat sırasında yine Bizans dönemine ait yüzlerce tarihi eser bulmuş. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne teslim etmişler.

Benim bu otelde en sevdiğim şey (yaz mevsiminde açık olan) otelin bar/cafe’sinde oturup fotoğrafta gördüğünüz enfes Ayasofya manzarasına karşı, Özlem Tuna tasarımı bir fincanla servis edilen köpüklü Türk kahvesi yudumlamak.

Daha önceki yıllarda buranın hapishane olduğuna inanmak zor!

28- Seven Hill Hotel 

Four Season Sultanahmet Otel’in hemen karşısında yer alıyor. En üst katındaki terasın manzarası bir harika. Kahvaltı ve gün batımı tavsiye olunur.

29- İbrahim Paşa Hoteli

Bu otelin terası da harika bir manzaraya sahiptir. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Genelde ortalıkta kimse olmadığı için bir içecek sipariş edemedim bugüne kadar.  Manzarayı seyredip fotoğraf çekmek için ideal.

30- Sultan II. Mahmud Türbesi ve Cafesi

Sultanahmet Divanyolu üzerinde bulunan bu türbe tarihimizin en zengin türbelerinden. Osmanlı protokol mezarlığı da diyebiliriz buraya.

Mezarlık lafı korkutmasın sizi şimdi. Bahçesi gerçekten çok güzel. Her mezarlık bir sanat eseri gibi. Ziya Gökalp’de burada yatıyor. Türbenin bahçesindeki teras cafe de çay kahve içmek farklı bir keyif olacaktır. Deneyin!

 

Zuhal Floria x

Instagram @banabiyersoyle

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: