AİLE ARASINDA

Tanıdığımız ve pek sevdiğimiz dizi senaristi Gülse Birsel şimdilerde ilk filmi ile karşımızda.

Henüz filmi seyretmedim. Sadece medyada karşıma çıkan yazıları okuyorum. Gala gününden bir gün sonra tüm popüler gazete yazarları (Ayşe Arman, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan, Melis Alphan, Müge Akgün) Gülse Birsel’i ve filmi öve öve bitiremediler. Tek bir eleştiri bile yapılmadı. Tam da film kusursuz diye düşünürken, Oray Eğin çok iyi bir noktaya değindi geçenlerde. (Oray Eğin’in analizlerinin hayranıyım bu arada)

“Neden gazete yazarları hep bir ağızdan sözleşmiş gibi öve öve bitiremiyor bu filmi?! Normal şartlarda vizyona giren filmleri değerlendirmek sinema eleştirmenlerinin işi değil mi… Profesyonel sinema eleştirmeni Uğur Vardan’da filmi pek beğenmemiş zaten!”

Ve Oray Eğin şöyle bir final yaptı aynı yazısında;

“Gülse Birsel’e Türk basını tarafından verilen bir açık çek var, komik olmasa da, esinlense de hiçbir şey işlemiyor ona. Çünkü basındaki en birinci kuralı uyguluyor. Öncelikle seni her şartta kollayıp kayıracak gazeteci arkadaşlar edin.” (Burada anahtar kelime; Her şartta kollayıp kayıracak arkadaşlar!)

Hopp bir gün sonra Fatih Altaylı kızdı Habertürk‘teki köşesinden Oray Eğin’e…
“Bundan sonra Oray’a mı soracağım kimi, neyi ne kadar övebileceğimi” dedi.

Aslında Oray Eğin haklıydı eleştirisinde.
Gülse Birsel’i hepimiz tabiki de seviyoruz. Yaptığı işler de gülmek garanti, onu da biliyoruz. Fakatttt…
Bu bir tv dizisi değil ki! Gülse Birsel’in ilk sinema filmi. Bu kadar abartılı övmek hep bir ağızdan normal mi ki? Bırakın sinema eleştirmenlerini dinleyelim önce, değil mi ama?

Gülse Birsel’in filmini bu kadar abartıyla öven yazarlar;
“Daha iyi bir film yapıldığında kelime hazneniz yetmeyecek. Muhteşem, mükemmel, süper, diva, başyapıt … E sonra? Sahiden Gülse Birsel’in filmi bir komedi başyapıtıysa Türk sinemasında yıllara meydan okuyarak zamana yenilmemiş klasikler ne peki? “ O.E

“Bu filmin Oscar almayacağını, bir parfüm gibi uçucu olduğunu biliyoruz. Gülse Birsel’in de böyle bir iddiası olduğunu zannetmiyoruz, ama yaratılan hava bu. Çünkü övgüde sınır tanımıyorlar. Bunun tek nedeni de kurulan ahbap-çavuş ilişkileri, övgünün işe değil, arkadaşlığa yönelmesi…” O.E

Eleştirilen nokta da bu işte!

Oray Eğin’den bu satırları okurken aklıma geçmişte yaşanmış bir olay geldi:

Frank Sinatra’nın kızı Nancy babası gibi ünlü bir müzisyen olmak istemiş, albüm yapmış ama kimse ilgilenmemiş. Babası da kızının yaşadığı hayal kırıklığını mutluluğa dönüştürmek için ilişkilerinin iyi olduğu bir mafyaya başvurmuş. Mafya ertesi gün kızın albümünden 1 milyon adet satın alarak Nancy’i listelerde bir numaraya yerleştirmiş.

Ülkemizin edebiyatında, sanatında, sinemasında durum bu işte!..Hem lobicilik hem de mafyatik bir düzen var.

“Sesi olmayana şarkıcı, yazı yazamayana romancı deyip baştacı ettiler. Üzerinden 10-20 yıl geçtikten sonra zamanında abartıyla övdüklerinin adları, işleri bile hatırlanmıyor. Olan, lobilerin arasından sızamayan ve adlarını öğrenemediğimiz nice potansiyel parlak beyne oldu. Türk entelektüelinde geçerli olan “meritokrasi” değil, cemaatçilik. Şahsi duygular her zaman işin nesnel bir değerlendirmeye tabi tutulmasını engelliyor. Birisi seviliyorsa ne yapsa harika, sevilmiyorsa eserinin de hiçbir kıymeti yok. İyi de bu feodal kafayla sinemayı, edebiyatı, hatta medyayı öldürdüler. O Cemaat’le olduğu gibi bu Cemaat’le savaşmayı bırakmaya niyetli değilim.” O.E

Oray Eğin’in serzenişini sonuna kadar haklı buluyorum. Gülse Birsel’in film övgüleri ile basında lobiciliği de çok güzel gündeme getirmiş oldu. Helal olsun!

Zu – The End

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

8 Comments

  1. feijaofrenzy Aralık 7, 2017
  2. Zu Floria Aralık 7, 2017
  3. Ferhat Aralık 7, 2017
    • Zu Floria Aralık 7, 2017
  4. Volking Ocak 23, 2018
    • Wanderlust Zu Ocak 30, 2018
  5. mimmece Kasım 4, 2018
    • Zuhal Floria Kasım 4, 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: