Hoşçakal Ülkü Tamer

Bugün 2 Nisan

Türkiye’den yeni bir laptop siparişi vermiştim. Geldi bugün. Eski laptopum simsiyahtı. Bu ise, bir bulut gibi bembeyaz ve hafif. Tam ilk yazı konum ne olacak diye düşünürken, peş peşe atılan twitlerden Ülkü Tamer’in gittiğini öğrendim. Derken ağzımın içine cümleler doldu. Yeni laptopumda ilk yazım çok sevdiğim Kare As’ım Ülkü Tamer için.

Kare Ası’mda her dem yer alacak Ülkü Tamer

Kişilerin belirli bir konuda sevdiği 4 şeyi ifade ederken Kare As kullanılır.

Ülkü Tamer’i tanıyanlar bilir, yazılarında hep Kare As’ları olurdu. 4 kitap, 4 şiir, 4 yazar, 4 dost ama en çok da sinema, 4 film. Ahbaplarının da “Kare As’larını öğrenmekten büyük bir keyif alırdı Ülkü Tamer.

Seksen bir yaşındaydı.

Kalleş hastalık… Akciğer kanseriydi.

Yazılarını okumak büyük bir keyifti benim için. Büyüdüm o yazılarla aslında ben. Her yazısında, sanki onunla oturdum, çay içtim, uzun keyifli sohbetlere daldım. Sinemadan, edebiyattan, çocukluk anılarından, sevdiği kare as’lardan, dostlardan konuştuk. Günlerim, yıllarım bu uzun sohbetlerle geçti sanki. Sonra bir gün Hoşça kal dedi. Yazmadı. Yazmak istemedi.

Alfred Hitchkock‘un “Sinemada ilk altın kural: Can sıkmayacaksın” ilkesine bağlı kalmaya çalıştı belki de. Kendi canı acırken bizi de üzmek istemedi eminim.

Gaziantep’te doğmuştu. İlkokulu bitirince Robert Koleji’ni kazandı. 11 yaşında İstanbul’a geldi. Artık Gaziantep, onun bir posta treniyle iki günde ulaşabildiği yorucu bir ana yurdu haline gelmişti.

Üniversite’de Hukuk bölümünü kazandı. Derslerden çok kantinde vakit geçirdi. Hukuk sıkıcıydı. Gazetecilik Enstitüsüne geçti. Derken öğretmen oldu. Dergi ve yayınevi yöneticiliklerinde bulundu. “İnsanın anayurdu çocukluğudur” ilkesiyle, çocuk yetiştirmenin öneminin altını çizdi hep. Çocukları eğitti. Büyükler tarafından da çok sevilen çocuk dergileri çıkardı. Yabancı klasiklerin çevirilerini yaptı. Zülfü Livaneli’ye Güneş Topla Benim İçin şiirini verdi, o şiir bestelendi büyük bir şarkıya dönüştü. Yabancı Damat dizisinde oynadı. Sabah, Milliyet, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde yıllarca yazdı. Şiirler yazdı. Kendi yaşamını anlattığı bir anı kitabı çıkardı. Zülfü Livaneli’nin Sis filminde oynadı. Harry Potter serilerini çok sevdi, bunları Türkçeye çevirmek lazım deyip, serinin ilk kitabı Felsefe Taşı’nı çevirdi. Türk çocuklarına Harry Potter’ı sevdiren adam oldu.

En son Kiralık Aşk dizisinde şiirlerine rast gelmiştim. Senarist diziyle ne güzel harmanlamıştı Ülkü Tamer şiirlerini.

Çok naif bir adamdı. Düşünsenize, ülkemize bunca eserler ve hizmetler sunmuş bir adam, bir söyleşisinde,

“Biri çıkıp da ileride benim kitaplarımın yayımlanacağını söyleseydi ‘Bunun kafasına güneş geçmiş’ derdim.” demişti.

Antepli dostlarından çok bahsederdi yazılarında.

Tadım Kuruyemişleri’nin sahibi Mehmet Tekinalp öldüğünde yazdığı bir anekdot vardı, okurken epey gülmüştüm.

Mehmet Tekinalp, çocukluk arkadaşı. Dünyanın en neşeli, en keyifli insanlarından da biriymiş. Onun bulunduğu yerde keder denilen bir şey barınmazmış.

Antep’ten İstanbul’a yerleşip Tadım Kuruyemiş’i kurmuş Mehmet Tekinalp… ama hep Antepli kalmış.

Bir keresinde;

“Yahu, bu İstanbullular Türkçe bilmiyor” diye basmış kahkahayı.

“Ne oldu?” diye sormuş Ülkü Tamer.

“Ne olacak, bizim avrat bakkala gitmiş,

“Gohonun gannesi neçiye? demiş, bakkal anlamamış.”

Gerçekten anlaşılmayacak ne vardı bunda:

“Gohonun gannesi neçiye?”

“Kolonyanın şişesi kaç para?”

***

Ülkü Tamer, bilgisayarda yazmayı da hiç sevememişti. Erika daktilosunu kullanırdı çoğunlukla. Kalem kağıt alıp yazmak en güzeli demişti bir gün.

“Acaba bilgisayar yaygınlaşmasaydı bu kadar çok yazarımız olur muydu? Yazdıkları, şimdi yazdıklarına benzer miydi? Orhan Kemal’i hatırlıyorum. İkbal Kahvesi’nde bir masaya oturur, kağıdını önüne koyar, kalemini alıp başlardı yazmaya. Bilgisayar başında düşünemiyorum onu. Ya da Sait Faik’i. Ya da Dostoyevski’yi. Ya da Jack London’ı.”

“O güzelim şiirler, öyküler o ortamda yazıldı, o günün Türkiye’sinde söylendi.
Şimdi de böyle şiir yazılmalı demiyorum elbet. Bugün öyle şiirler yazılmasını beklemek budalalıktan başka bir şey olamaz çünkü. Ben sadece o şiirleri özlüyorum.
Kimbilir, belki o şiirleri yaratan Türkiye’yi.”

***

Ülkü Tamer’in en sevdiği şiiri UYKU adlı şiiriydi.

UYKU

Bana çiçek gönderme
Bir kuş ağacı gönder
Dallarında gezinsin
Kül rengi güvercinler
Konsunlar yastığıma
Uyutmak için beni
Sırtlarında kuş tüyü
Gagalarında ninni
Kaldırıp yatağımı
Uçursunlar göklere
Kendimi yıldızlarda
Bulayım birden bire
Bana çiçek gönderme
Bir kuş ağacı gönder
Alnıma dokunanlar
İyileşmiş desinler

Gittiğin her yere anayurdunu taşırdın. Yazılarından hep Antep esintisi de alırdık. Şimdi son söz anayurdunun ağzıyla… Kabrine nurlar yağa.

Yazıların yüreğimde olacak.

Hoşça kal!

Zu x

instagram @banabiyersoyle

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

2 Comments

  1. Alp DOĞRU Temmuz 11, 2018
    • Zuhal Floria Temmuz 11, 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: