Zeytin ağacının gölgesinde Yunanistan

Haziran başı ülkeme kesin dönüş yapmamı Antalya tatili ile ödüllendirmiştim.
Antalya’ya gitmeden önce de bir kitapçıya uğrayıp tatil/gezi temalı kitaplara bakmıştım.

Kitabın önce kapak tasarımı ilgimi çekti, sonra ismi…

Zeytin ağacının gölgesinde yunanistan

Tamam dedim bu kitabı alıyorum.

Şimdi durup dururken bu kitaptan neden bahsetmeye başladım? Onu da hemen anlatayım.

Temmuz ortası IG’de severek takip ettiğim @fufuokur Yunanistan tatiline gideceğini bir kitapla duyurmuştu. Bilin bakalım hangi kitap? “Zeytin ağacının gölgesinde Yunanistan

Paylaşımı görür görmez bir yorum yazmıştım @fufuokur’a: “geçen ay bende okuyup bitirip hayran olmuştum yazarın hayatındaki bu tecrübesine” diye.

Bir iki gün geçti, kitabın yazarı Nazlı Gürkaş‘tan fufuokur’daki yorumuma like, ve bana memnuniyetini bildiren bir DM geldi. Sonra birbirimizi takibe de aldık.

Sonra mı noldu?

Sonra uzunca sohbet başladı :)))

Akdeniz üçlemesinin ilk kitabıymış Yunanistan. İkinci etabı tamamlanan İspanya ve üçüncü etap olan İtalya ile devam edecek olan… *Dm’den konuştuğumuzda eşiyle birlikte bisikletle İtalya’yı turluyorlardı. Sicilya’ya ulaşmışlardı.

“İstanbul’da oturuyorsanız yaz sonu görüşelim mi” diye sordu. Yaz bitiminde görüşmek üzere temennileriyle de vedalaştık.

Şimdi size, henüz yaz da bitmemişken, Nazlı Gürkaş‘tan, Antalya tatilimi daha da güzelleştiren o şahane kitabından bahsetmek istiyorum.

31 yaşında Nazlı. Kırklarelili.

Bahçeli bir evde büyümüş.

İlkbahar vakti odunluklara girip yavru kedi arayarak, veteriner hekim olan babasıyla köylere gidip inek doğumu izleyerek, dut ağacına kurulu salıncakta sallanarak, akşamüstü annesiyle çiçekleri sulayarak, hanımeli çiçeklerinden bal çıkararak, babaannesinin masallarını dinleyerek harika bir çocukluktan sonra Uludağ Üniversitesi’nde İngilizce öğretmenliği okumuş.

Sonra?

Okulun son yılında uluslararası öğrenci organizasyonlarına başvurmuş. Mezun olunca da bu organizasyonlardan biri sayesinde Selanik’te bir özel okulda Türk dili ve kültürü dersleri vermeye başlamış.

İşte bu kitabın doğuş yeridir Selanik. Her şeyin başıdır. Minnettir. Ruhuna koyduğu lokmadır. Yüzyıllık zeytin ağaçlarına aşık olacağı adalara götüren noktadır. Mavi ülkede yaşanmış deli mavi, derin mutluluktur.

Nazlı kitabın girişinde şöyle demiş:

”Hayatımın ‘iyi ki’lerle dolu bir yılını geçirdim. Güldüm ağladım, öğrendim öğrettim, çok sevdim, çok mutlu oldum. Biz birbirimize bu kadar çok benzeyen iki millet yüzyıllarca birlikte yaşamıştık. Geleneklerimiz, hayata bakış açılarımız, sevdiklerimiz sevmediklerimiz, kıymet verdiklerimiz, yadırgadıklarımız her şey o kadar içiçe geçmişti ki… Birbirimizin kültürel farklılıklarını içtenlikle kabul etmiş, bunlarla zenginleşmiştik. Ancak araya giren savaşlar, politik sorunlar ve anlamsız düşmanlıklarla sırtımızı dönmüştük birbirimize. Ege Denizi uzunca bir süre masmavi ama buz gibi sınır oldu aramızda. Aradan zaman geçti. O dönemleri yaşayan kuşak yaşlandı, onların çocukları büyüdü, büyüyenlerin de çocukları oldu. Bu üçüncü kuşak yanıbaşımızda bize bu kadar çok benzeyen milletle neden halâ küs olduğumuzu anlayamıyordu. İşte ben o kuşağın çocuklarındanım. Ne kadar da çok ortak kelimemiz varmış. Umut edelim ki, bizden sonraki kuşak iyice kucaklaşsın, zihinlerdeki sınırlar tamamen kalksın. Karşı kıyıdan kaldırılan kadehler bu kıyıda yankısını bulsun…”

***

Kitapta her bölümün başında birer şarkı var…

Bu şarkıları özenle seçmiş Nazlı. Mesela; Girit bölümünde, Giritli bir sanatçıdan şarkı koymuş, Sakız adasında Sakız’da doğmuş büyümüş bir sanatçıdan… *tüm bu şarkılara “zeytin ağacının gölgesinde” spotify üzerinden de ulaşabilirsiniz.

Kitabın ilk bölümü Rodos’la başlıyor…

Rodos’tan Santorini’ye gitmek için gemiye bindiğinde ise film başlıyor :))) *Bu bölüm Mama miaaaaa tadında geldi bana! Şöyle ki: Gemide tanıştığı çift Girit’e düğüne gidiyor. Nazlı’ya “ısrarla hadi sende gel” diyorlar. Nazlı onlarla Girit’e gidiyor. Onların annesinin evinde, hiç tanımadığı ama birbirlerini yüzyıldır tanıyormuş gibi, çok tatlı insanlarla bir hafta geçiriyor. Bu yaşadığı bir hafta, dügün öncesi ve sonrası öyle güzel ki! Sırf bu bölümün filmi yapılsa izlemesi ne keyifli olur diye düşünmüştüm okurken.

Girit’te kaldığı köyde insanların en büyük derdi; kahve içerken bir sonrakini ne zaman içmek istediklerine karar vermekmiş! :)) *Arghhhh hepimizin böyle bir köye kaçış planları yok mu ;))

Kitapta her bölüme bir şarkı koyduğunu az önce söylemiştim. Bir başka hoş şey daha yapmış Nazlı; Her bölümün başına sevdiği filmlerden replikler, şairlerden dizeler, yazarlardan etkili sözler koymuş. Öyle güzel ki hepsi. Birkaç tane örnek vereyim hatta:

“Gezgin önüne ne çıkarsa onu görür, ama turist neyi görmek istiyorsa onu.” -Girit, sayfa 29

“Kendi olanaklarına terk edildiğinde insan her zaman Yunan usulü bir başlangıç yapar – birkaç keçi ve koyun, derme çatma bir baraka, küçük bir tarla, birkaç zeytin ağacı, bir dere, bir kaval ile.” -Atina, sayfa 45

“Bir damla şarap damlat göle, gözden kaybolur güneş.” Sayfa 136

Yunanistan’da gökyüzünde yıkanmak geliyor insanın içinden, giysilerinden kurtulmak, koşarak maviliğin içine atlamak istiyorsun.” Sayfa 189

“Ve ay onu hüzünle yanağından öptüğü zaman, deniz yosunu , saksı, hasır iskemle, taş merdiven iyi akşamlar dilerler ona.” Sayfa 207

“Yaşam yeterli değil. Bir tek yaşam yeterli değil benim için. Yeteri kadar gün yok. Yapılacak çok fazla şey ve bir sürü düşünce var. Her günbatımı bana hüzün getirir, çünkü bir gün daha geçip gitmiştir…” Sayfa 261

Sevgi soluk soluğa kalmak, yürek çarpıntısı, ezeli tutku sözleri vermek, günün her saatinde ciftlesmeyi arzulamak demek değildir. Gece uyanık kalarak vücudunun her kıvrımını öptüğünü düşlemek değildir. Bu aşık olmaktır sadece, her budala birine tutulabilir. Sevgi, aşk ateşi sönünce geriye kalan duygudur; hem bir sanat hem de bir kaza…”  Sayfa 311 *ahh bu sözler Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini aynı adlı romandan uyarlanan filmden geliyor… izlemeyen varsa lütfen izlesin. Efsanedir benim için.

Nazlı’nın kitabı Yunanistan’ı keşfetmek isteyenler için adeta paha biçilmez bir rehber. Bir sürü güzel anı var, bilgiler, şarkılar, şiirler, mavilikler, zeytinlikler, otlar yemekler, güzel insanlar ve daha neler neler…

Nazlı bu kitabı yazarken tam 4.897 şarkı dinlemiş.

2.987 kahve içmiş.

10.345 fotoğraf incelemiş.

67 kedi sevmiş.

Yunanistanla ilgili 39 adet kitap okumuş.

2.375 internet kaynağından bilgi okumuş.

Selanik’teki yakın Yunan arkadaşlarından biri demiş ki ona; “Nazlım, bütün dünyayı yemek istiyorsun sen!” *Yunanlılar, bu hayata karşı merakı, şevki, heyecanı hiç bitmeyen insanlar için kullanırmış bu deyimi meğer! *Müthiş değil mi.

Haydi hep beraber yiyelim dünyayı… Gemi kalkıyor!

Zuhal Floria x

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

3 Comments

  1. alpdogru Eylül 5, 2018
    • Zuhal Floria Eylül 5, 2018
  2. Füsun Eylül 12, 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: