Aysun Ablanın Çiftliği

Bugüne kadar hep ‘köyden kente göç‘ hikayeleri dinlemiştik. Ama artık babannelerimizin zamanına dönüyoruz.

Kentten köylere göç başlıyor!

Her göç gibi bu da mecburiyetten!

Şehir marketlerinden alınan endüstriyel gıda bizi hasta ediyor.

Sağlığa doğru kaçıyoruz artık.

Köylere, çiftliklere, kırsala, tarıma doğru…

Dün akşam eve döndüğümde TV’nin kumandasına bastım. Genelde müzik açarım halbuki; nedense bu akşam TV izlemek istedim. *birşeyler çekmiş olacak demek ki!

Kumandaya basar basmaz ekrana CnnTürk kanalı geldi.
Cem Seymen‘in Başka Bir Dünya Mümkün programı.

Program öyle ilgi çekiciydi ki,
İyi ki o saatte eve dönmüşüm, iyi ki programın kalan yarısını ve o harika kadını tanımışım derken buldum kendimi.

Peki Cem Seymen’in konuştuğu o harika kadın kimdi? Ne anlatıyordu?

Tüm bunları az sonra size anlatacağım. Ama o kısma geçmeden önce, Türkiye’deki tarım ve hayvancılıktan bahsetmek istiyorum, ki o harika kadının yaptıkları daha da harikalaşşın gözünüzde.

Babannelerimizin zamanına gidelim bi…
Ninelerimiz dedelerimiz bizlerden çok şanslı bir nesildi.
Hepsinin mutlaka bir bahçesi vardı. Kendi tarımlarını yapar kendi hayvanlarını yetiştirirlerdi. Taze sebzeleri, dalından toplanan üzerinde kimyasalı olmayan meyveleri vardı.

İşkencehanelerde mutsuz tavukların doğurduğu kimyevi yumurtalar yerine, kendi kümeslerinden topladıkları yumurtaları tüketirlerdi.

Kendi sağdıkları sütlerden; peynirler, yoğurtlar, tereyağlar, kaymaklar yapılırdı.

1950’lere kadar ‘kendi kendine yetebilen’ ülkelerde dünya sıralamasında 7.sıradaydı Türkiye.

Anadolu sadece kendi tohumunu üretirdi…

Kendi topraklarında bulunan 13 farklı ırk hayvandan et ve süt alırdı.

Dışarıdan hiçbir gıda veya hayvan ithalatımız yoktu. Kendi kendimizi besleyebilen nadide ülkelerden biriydik.

Peki sonra n’oldu?

50’lerde dönemin başbakanı Adnan Menderes‘in Amerika’yla yaptığı anlaşmalarla tarım ve hayvancılık zenginliğimize göz dikildi.

Çiftçilerimiz, köylülerimiz zayıflatıldı. Hollanda’da laboratuvarlarda süt makinesi haline dönüştürülmüş inekler üretildi, Anadolu’ya getirildi. Çiftçilerimizin “Anadolu ırkı” hayvan besiciliği engellendi.  Hollanda’dan gelen inekler çok çabuk kilolarca süt veriyordu çünkü; bakımı kolaydı.

Çok süt veren inekler çabucak hasta oluyordu ama. Diğer yandan hasta ineğin sütü sağılıp içiliyor satılıyordu!

*

Alınan Marshall yardımları ile halkımız süt tozu ile tanıştırıldı. Amerika’nın hastalık bulaştıran süt tozları bedava dağıtıldı; Okul çocukları ilk hedefti.

Sofralardan zeytinyağı, tereyağı gibi el üretimi kıymetli yağlar yok edildi; Yerine Amerikan kimyasal gıda icadlarından olan “margarin” geldi.

İlk süpermarketimiz açıldı; Migros!

Vita ve Sana markaları ucuz olmalarından dolayı halk arasında tercih edilen en leziz yağ tipi oldu.

*
Hafif margarine alışan Türk insanına bir süre sonra zeytinyağ, tereyağ gibi sağlığa en faydalı yağlar ağır gelmeye başladı. Yerli besi kuzularımızın tatları bile ağır geldi.

Türk damak zevki hızla değişmeye başladı. Amerikan endüstriyel gıda ve süpermarketleri ülkede hızla yayılmaya başladı.

*

Derken hastalıklar…

Ve bu hastalıkları tedavi etmek için geliştirilen ilaçlar… yine Amerika’dan geldi.

Gelelim günümüze, Bugüne…

Ayçiçeğini Rusya’dan alıyoruz…
Arpayı Ukrayna’dan,
Buğdayı Amerika’dan,
Baklayı İtalya’dan,
Mercimeği Kanada’dan,
Mısırı Arjantin’den,
Nohutu Meksika’dan,
Sarmısağı Çin’den,
Pamuğu Yunanistan’dan,
Milli yemeğimiz kuru fasulyeyi bile İran’dan,
Turşuluk hıyarı Amerika’dan alıyoruz.

Yediğimiz etler; Uruguay, Brezilya ve Sırbistan’dan geliyor. Uzun yolculuklarla bir geminin küçücük bölümlerinde gelen sığırlar oturup yatamayacağı kadar dar alanda 65 günlük deniz aşırı yolculuk ediyor. Çoğu yolda tüberküloz oluyor. Türk limanlarına ulaşan hasta hayvanlar doğrudan kesime gönderilip piyasaya sürülüyor. Ve biz bilmeden hasta etleri alıp tüketiyoruz.

Pastörize sütler ise, ırkı süt makinesi haline dönüştürülmüş Hollanda ineklerinden yapılıyor. O sütlerin içinde hayvandan gelen yararlı yağlarda bulunmuyor malesef.

Hayvan çok süt ürettiği için çabucak hasta da oluyor. Hasta ineğin sütü pastörize kutularda satışa çıkıyor.

*

Marketten alıp içtiğimiz sütün süt olduğunu düşünenler, o içtiğiniz süt kimyasal beyaz bir sıvı oysa !

Kaymaklı yoğurt nasıl kaymaklı hale getiriliyor hiç düşündünüz mü? Kaymaksız yoğurdun üstüne incecik peçeteyi yayıyorlar, birazda sarımtırak boya, oldu sana kaymaklı yoğurt!

Dünyanın neresine giderseniz gidin pastörize sütten bol şey yok!…

İneğin ürettiği kaymağı alınMamış orijinal sıvıyı bulmak neredeyse imkansız artık.

Bu kadar sahtecilikle üretilen endüstriyel gıdalar çeşitli hastalıklara sebep vermektedir. Kanser, kalp krizi, obezite, şeker, damar tıkanıklığı, astım vb.

Amerika’nın dünyaya yaydığı planlı hastalıklar, Amerikan ilaç sektörünün gelişmesi ve dünyayı kendi tekelinde tutmanın bir başka yoludur.

Kanser olan bir kişi, sağlığını tehdit eden faktörleri öğrenir önce.

Bakar ki ağzından midesine gönderdikleri onun düşmanı.

O düşmandan kurtulmanın yolu da babannesinin dönemindeki hayat tarzına kavuşmaktır;

Sağlıklı ve temiz gıdaya!.

 AYSUN SUBAŞI – Aysun Ablanın Çiftliği

Şimdi size bu harika kadını tanıtacağım.

Bana Bi’yer Söyle dedik madem bloğuma…

Onun çiftliğinden ve iletişim bilgilerinden de bahsedeceğim.

Aysun Subaşı’nın şehirden kırsala dönüş hikayesinin mecburiyeti var aslında. Astım hastası olan oğlunu sağlığına kavuşturmak…

Yıl 2009…

İşini gücünü bırakıp oğlu ve eşiyle birlikte Silivri’de her şeyden herkesden uzak bir meraya yerleşiyor Aysun hanım. Meranın bulunduğu alan öyle kırsal ki, elektriği bile yok. 6 ay elektriksiz yaşıyor. Bakıyor elektriğin gelmesine de imkan yok, o da ilk kredisini çekip çiftliğini kendi imkanlarıyla kurmak için kolları sıvıyor.

Güneş enerjisini elektriğe çevirmek için solar paneller alıyor ilk. *Hayvancılık yapabilmek için elektrik şart çünkü.

Süt veren hayvan ırklarını okuyor öğreniyor. Anadolu’da yetiştiriciliği artık yok olan ve dünyanın en kıymetli sütünü veren manda ile başlıyor işe.

Arıyor tarıyor ve sonunda Anadolu ırkı manda buluyor. İlk kredisiyle 3 manda alıyor.

Mandalar çok zor bir ırk diyor Cem Seymen’e Aysun hanım.

Neden zor diye soruyor Cem Seymen’de ona.

Mandalar inatçı bir ırk. Makineyle sağamazsın, Dokunacaksın, seveceksin, konuşacaksın, isim takacaksın, isimleriyle hitap edeceksin, iletişim kuracaksın. Anca o zaman süt veriyor mandalar. Hem de ne verimli süt diyor Aysun hanım. Mutlu hayvanlardan gelen süt de insan sağlığına çok iyi geliyor.

3 mandayla başladığı çiftlik hayatını büyütmeye karar veriyor.

Bu arada iki üniversite bitiriyor. Her gün öğrendiği yeni teknikler daha da bir cesaret veriyor ona.

Yine kredi alıyor…

Manda sayılarını 16’ya çıkarıyor.

İnatçı mandalarını makineli sağıma da alıştırıyor. Yazılı kaynaklara göre bu imkansız halbuki. Ama mandaları ile iletişimi öyle iyi sağlıyor ki… Aysun hanımın şefkatli ilgisinden dolayı mandalar çok mutlu.

Mutlu olan mandalar makineli sağıma da itiraz etmiyor bir süre sonra.

Manda sütü beyaz olur” diyor Aysun hanım. “Yoğurdu, kaymağı, tereyağı” kar beyazı olur.

Babannesinin yaptığı manda kaymakları ile marketlerde satılan rulo manda kaymakları aynı değil!

Manda kaymağı serttir, dilim dilim kalıp halinde çıkar sütün içinden diyor. Ekranda yaptığı kaymağı da gösteriyor.

Bir tencere içinde bol sütün içinden 3 dilim kaymak çıkarıyor kalıp gibi. *Dışarıda manda kaymağı diye satın aldığımız manda kaymağı olamaz diye düşünüyor insan!

Aysun Hanım her şeyin doğal olması için hayvan yemlerini de kendisi üretiyor. Bakımdan sağlığına kadar her şeyiyle kendi ilgileniyor. “Doğallığın bozulmaması için başkasına emanet edemem” diyor.

Aysun hanım, oğlunun astımını iyileştirmiş. Başka hastalara da derman olsun diye ürettiği manda kaymağını, tereyağını, sütünü, peynirlerini, tavuklarından aldığı yumurtaları ve kendi yaptığı ekmekleri de bir yandan satıyor.

40 yaşlarında biri…

Ekrana yapışıp ona sarılmak istedim. Hayran kaldım yaptıklarına.

Çiftliğine gidip kendisi ile tanışmak istiyorum şimdi.

Aysun hanımın ürettiği şifalı doğal ürünlerden almak isterseniz adres ve telefon bilgileri :

Büyük Kılıçlı köyü

Silivri – İstanbul

Tel :

0212 748 48 64

0544 335 69 10

*

Aysun hanım ve eşi Yalçın bey siz çok yaşayın emi!…

Gölette su banyosu yapan mandalarınızı gördüm televizyonda; Nasıl mutlulardı…

Dünyanın en şanslı mandaları onlar… Ve siz iyi ki varsınız!

Yakın zamanda görüşmek ve tanışmak üzere …

***

not: Fotoğraflar Aysun Ablanın Çiftliği facebook hesaplarından alınmıştır.

 

Zuhal Floria x

 

Bana Instagram sayfamdan da ulaşabilirsiniz @banabiyersoyle

 

 

 

 

 

 

 

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

2 Comments

  1. ferhat Temmuz 11, 2018
    • Zuhal Floria Temmuz 11, 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: