Antalya’da Gezilecek Yerler

MAVİ YEŞİL CENNET ANTALYA

Antalya’ya uzun zamandır gitmemiştim. Uçaktan Antalya Hava Limanı’na doğru inişe geçtiğimizde çocukluğum belirdi gözümde; Karpuzkaldıran Askeri Kampı’nda bir yerde denize doğru koşuyordu. Antalya Orduevi, Subay Gazinosu, çocukluğumun, ergenliğimin, gençliğimin 15 günlük tatil hatıraları ile dolu dolu.

Tatilde Antalya’ya gidiyoruz diyenler aslında Antalya’ya gitmezler…

Kaş’a Kemer’e, Side’ye, Belek’e Alanya’ya her şey dahil sistem tesislere giderler.
Bende bir meslek sahibi olup kendi paramı kazandığımda, Antalya beni 5 yıldızlı tesislere götüren havaalanı olarak kaldı sadece.
Ama bu sefer kalmasın istedim. Antalya’yı keşfetmek istedim. Çocukluk anıları da çok kaygan. Ne nerde unutmuşum tamamen. Tramvayla Konyaaltı’na giderken Antalya Müzesi‘ni görünce bir sevindim bir sevindim anlatamam.

Antalya iyi geldi bana…

İngiltere’den ülkeme taşınma süreci çok yormuştu beni. Hem duygusal hem bedenen yorgunluğum vardı.
İstanbul’a iner inmez bu sürecin bir de devamı başladı. Kapıkule’ye gelen eşyalarımı teslim alabilmek için bir sürü evrak istemişti Sayın Gümrük. Noter evrakları, emniyetten istenen evraklar, sıcakta ordan oraya koşuşturma ile daha da yoruldum. Antalya molası tam da bu yorgunluğa öyle iyi geldi ki..

Antalya…

Ben Antalya’yı çok beğendim, çok sevdim. Şehri oldukça batılı buldum. Nüfusu 2 milyon ( İstanbul 20 milyon muydu !!!)
Şehir planlaması, parklar bahçeler, meydanlar, caddeler özenle ve bilgiyle yapılmış, çok belliydi. İstanbul’da ve diğer şehirlerde rastladığım (Eskişehir hariç) kenar mahalle zevksizliğinden eser yoktu şehirde.
Hatta seçimden dolayı İstanbul’un her sokağına caddesine asılan o çirkin seçim bayrakları bile Antalya’da yoktu.

Antalya mavi bayraklı denizi ile barışık bir şehir. Sabah ve akşam trafiği yok. İşe gitmeden denize girenler iş çıkışı yine denize girenlerin şehri Antalya.
Atina’ya da çok benzettim Antalya’yı. Hem yaşam olarak hem kentsel olarak.

Havaalanından Şehre Ulaşım:

Havaalanından çıkar çıkmaz belediye otobüsleri var. Şehir merkezine birkaç otobüs gidiyor. Şoförden kart alarak 7,5 liraya şehir merkezine 50 dakika da gidilebiliyor.

Antalya’da Gezilecek Yerler : Ulaşım

Antalya’da daha önce hiçbir yerde karşılaşmadığım bir kolaylık yaşadım. Ama bunu malesef son gün öğrendim. Toplu taşıma araçlarında Antalya Kent Kartı almadan/doldurmadan seyahat imkanı varmış. Eğer banka kartınızın temassız özelliği varsa otobüslerde, tramvaylarda 2 lira ücretle şehri dolaşabiliyorsunuz.

Nostaljik Tramvay : Ben en çok tramvayı kullandım. Görevli kondüktörlerde çok yardımcıydı. Bir rehber gibi Antalya ile ilgili şahane bilgiler paylaştılar.

Antalya’da Gezilecek Yerler : Nerede Kaldım?
Otel seçimi çok önemli. Hem hesaplı olacak, hem şehir içinde olacak, hem de güzel manzarası olacak aradığım kriterlerdi.
Başta Kaleiçi’nde butik otellere baktım. Uygun fiyatlar vardı. Ama gece barlardan yayılan müzik rahatsız edebilir endişesiyle vazgeçtim. Onca otele baktıktan sonra Prime Hotel‘de karar kıldım. Nostaljik Tramvay hattının ilk durağı otelin arkasındaydı. Şehri tramvayla turlamak hoş da olacaktı.
İyi ki Prime Hotel’de kalmışım. Odamız tertemiz kocaman ve deniz manzaralıydı. En üst katta yer alan kahvaltı salonu ise muhteşemdi.
Personel de ilgili, alakalı ve güleryüzlüydü. *Otelin kahvaltı terasından bir videosunu Instagram’da paylaşmıştım. banabiyersoyleantalya hashtag’i ile erişim sağlayabilirsiniz.

Antalya’da Gezilecek Yerler

1- Hadrianus Kapısı (Hadrian/Üç Kapılar)
Antalya’yı keşfetmek için bence başlangıç noktanız Hadrianus Kapısı olsun.
Bu antik çağdan kalma ihtişamlı kapıdan geçtiğinizde Kaleiçi’ne … kapının dışında kaldığınızda bankaların, cafelerin
bulunduğu palmiyelerle kuşanmış Atatürk Caddesi’nde olacaksınız.

Tarihçesi : Roma İmparatoru Hadrianus (M.Ö. 130 yılında) Antalya’yı ziyaret etmek istemiş. Ziyaretini şereflendirmek için Roma İmparatoru’nun adına bu kapı inşaa edilmiş. Kaleiçi’nde tanıştığım bir dede bu kapının hikayesini bana şöyle aktardı; “Roma imparatoru Hadrianus Antalya’ya gelirken yoğun dalgalardan kente yaklaşamamış. Antalya’ya hiç ayak basamadan gemisi geri dönmüş. Bu kapıdan o geçememiş ama kimler kimler geçmiş…”

Hadrian Kapısı, Antalya’nın antik dönemlerini yansıtan en gözde eserlerden biri.  Fotoğraf çekmek için sıra beklemek zorunda kaldığınız önemli bir sembol hatta Antalya’da.

2- Kaleiçi

Hadrian Kapısı’ndan giriş yaptığınız anda Kaleiçi bölgesi başlıyor. Daracık sokakları,  Osmanlı’dan kalma çoğu butik otele dönüşmüş konaklarıyla Antalya’nın eski halini doyasıya yaşayacağınız yerlerden biri Kaleiçi. Halıcıdan antikacıya, giyim kuşamdan hediyelik eşyaya kadar bir sürü şey gözünüze takılacak.

Sokakları dolaşırken bolca fotoğraf çekebileceğiniz yerler var;

Alp Paşa Oteli : Burayı mutlaka görmenizi isterim. Otelin altı tamamen tarihi eser.  Girişteki tüm zemin bu yüzden cam. Adımlarınızı atarken bodrum kattaki tarihi eserleri de görüyorsunuz. Ama siz yine de izin isteyip bir alt kata mutlaka inin.

Kesik Minare : M.S 2.yy’dan günümüze kadar çeşitli yangınlar, depremler ve fetih saldırıları geçirmiş olmasına rağmen Selçuklular tarafından kilisenin üzerine dikilen minare külahsız da olsa şükür sapasağlam bizim nesle kadar gelebilmiş. Daha nice gelecek nesiller görür inşallah.

Minarenin yeraltında kalan kısmında Helenistik Çağ, Selçuklu, Roma Bizans ve Osmanlı var.

Her 30 yılda bakım altına alınan bu yapı tam da bu ara bakımda. Dışardan fotoğraf çektim ama, içi inşaat halindeydi malesef.

Söylememe gerek yok sanırım; Kaleiçi’nde dolaşırken begonvilli kapılarda güzel fotoğraflar çekilirsiniz.

Harabeye dönmüş eski evler de tam fotoğraflıktı benim için.

Kaleiçi’nin sonu Toros dağlarıyla çevrili masmavi Akdeniz ve üstte fotoğraf da yer alan Hıdırlık Kulesi.  Hıdırlık Kulesi’nin devamında ise müthiş bir park var;

Karaalioğlu Parkı : Antalya’da her yer park dolu. Ama öylesine yapılmış parklar değil. Özenle bilgiyle yapılmış parklar. İçlerindeki tropik hava öyle iyi geliyor ki ruhunuza. Karaalioğlu Park’ında akşamları eğlenceli gösterilerde vardı Ramazan dolayısıyla. Gündüz boş olan parka gece girmek gerçekten sorun oldu.

Yivli Minare : 13.yy’da Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış bir Selçuklu eseri. 38m yükseklikte olduğu için Antalya’nın çoğu yerinden görülüyor. Minareye içerden 90 basamakla çıkılıyor (ben çıkmadım). Zamanında turkuaz çinileri varmış. Ama neredeyse tamamı tahrip olmuş. Bu haliyle bile enfesken turkuaz çinilerle kim bilir nasıldı diye iç geçiriyor insan. Yivli Minare’de Hadrian Kapısı gibi Antalya’nın sembollerinden biri. Ayrıca şehrin ilk islam eserlerinden de birisi.

Kaleiçi’nde ziyaret edebileceğiniz iki yer de var;  Suna ve İnan Kıraç Müzesi ve Atatürk Evi.

Saat Kulesi & Pergamon Kralı

Antalya Kaleiçi’nde en sevdiğim yerlerden biri oldu bu meydan. Tam Pergamon Kralı II.Attalos heykelinin arkasında Gelatte dondurmacısı var. Heykelin arkasında kalan ön masalardan birine kurulup bu meydanda kaldığım süre boyunca günü tamamlamak öyle hoşuma gitti ki.

Instagram hesabımda paylaştığım bir foto var. Hemen buraya da koyuyorum. O gün altına şöyle yazmışım;

“…Bir dondurma almak için oturdum Gelatte dondurmacısı’na. Manzaram bu.

Karşımda, Pergamon Krallığı, Roma Bizans ve Osmanlı imparatorluğu. Sanki inanılmaz bir çekişme içinde. Yanyana karşı karşıya. Sanki belediye kendince bir çözüm de bulmuş bu taht kavgalarına! Çekmiş ortalarına mahyayı…  “Şefaat Ya Resulallah” demiş.

II. Attalos Pergamon kralı heykeli “Antalya benimdir benim olacak” pozu ile heybetlenirken, hemen bir iki adım arkasında turkuaz boyalı tahta bir masada oturan ben; dondurmacıdan kulağıma doğru süzülen bir şarkıya takılıyorum; Madonna’dan Like a Prayer…

Bir karış meydanda yaşadığım medeniyet çarpışmasına ve günümüz temsilcisi bize gülümsüyorum. O sırada dondurmam bitiyor. Garson “başka bir arzunuz var mı ?” diye soruyor. “Üç top karışık medeniyet” diyorum. ”

Antalya Yazısı, Asansör, Tropik Yaya Geçidi ve Yat Limanı : Güllük Caddesi’nden denize doğru yürüdüğünüzde dev Antalya harfleri karşılıyor sizi. Bu noktada epey fotoğraf çektiren var; e bende çektirdim tabii :))

Antalya Yazısı’ndan sola doğru yürüdükten sonra karşıya geçtiğinizde içinde şelalesi ve su kaynağı olan bir

tropik yaya geçidi var. Bu geçit muhteşem güzel.

Geçitten yürüyerek çıkışa geldiğinizde Kaleiçi Seyir Terası ve Asansör’e ulaşıyorsunuz. Az ilerde zaten Yivli Minare var.

Seyir Terası‘nda birbirinden farklı cafeler var. Herhangi birine oturabilir ya da muhteşem manzarayı seyretmek için parkta kalabilirsiniz *fotoğraf da görüldüğü gibi.

Asansör, Kaleiçi Yat Limanı‘na inmek için en kestirme yol. Yat Limanı’ndan falezleri görmek için turlar kalkıyor.

Yürüyerek devam ettiğinizde ilerde solda İskele Camii var. Ah nasıl minik ve şirin. Bayılıyorum böyle mütevazilik ve zevk sembolü camiilere.

Camiden sona doğru yürüdüğünüzde Mermerli Plajına ulaşabilirsiniz. Merdivenlerden devam ettiğinizde tropik bitkilerle dolu park cafede oturup buz gibi bir portakal suyu içebilirsiniz. Dinlenmeniz iyi geldiyse, parkın çıkışı sizi Kaleiçi’nin tarihi dar sokaklarına götürecektir.

 

Düden Şelalesi : Antalya’nın nefes kesici ve mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri. Şehir merkezinden 10 km uzaklıkta. Dolmuş var. Ben taksiyle gittim. Antalya’da taksiler sizi nereye götürürse beklemeyi de teklif ediyor. Düden’e götüren taksi Düden’de geçirdiğim iki saat boyunca dışarıda park halinde bekledi bizi. Taksimetreyi de açmadı üstelik. Taksilerin geneli böyleymiş. Çoğu pazarlık yaptığınız fiyata götürüp getiriyor.

Düden Şelalesi’ne giriş ücreti 5 lira

Şelale’yi daha net görmek ve büyüsel derinliğini yaşamak için seyir terasına gitmeniz gerekmekte. Kapıdan içeri girdikten sonra cafelerin devamından soldan yukarıya doğru ilerleyin. Daha sonra tahta merdivenlerle aşağıya indiğinizde o büyü başlıyor işte.

Şelaleye ulaştığımda kendimi çok daha iyi hissettim. Dışarıda kavurucu sıcak, şelale kenarında enfes bir serinlik, yeşillik.

Doğanın sunduğu  bu harikulade görüntüyü nefis bir film izler gibi seyrettim. Uzun bir süre doğaya eşlik eden gürül gürül akan o hırçın sesi dinledim. Ne büyük bir enerji ve devasal güç. Daha sonra şelalenin arkasından çıkışa kadar devam eden mağarada yürüdüm. Muh-te-şem-di.

 

Antalya’da Gezilecek Yerler : Yeme İçme Rehberi

Börekçi Tevfik Usta : Antalya’ya iner inmez Börekci Tevfik Usta’ya telefon açtım. Adresini ver geliyorum dedim. Çok kolay “Üç Kapılar’dayız” dedi. Havaalanından otobüse atladım. 7,5 liraya tek kullanımlık Antalya Kent Kartı aldım, şehir merkezine geldim. Börekçi Tevfik Usta bir pasaj içinde, bir avlusu ve içinde üç masası olan ufacık tefecik eski bir dükkan. Bir duvarı siyah beyaz soyağacı aile albümü, diğer taraf ise gelen ünlü müşterileri Aziz Yıldırım, Levent Yüksel vb. kimler kimler…

Tevfik Usta hemen beni tanıdı. “Sen telefonda adres soran değil miydin ” dedi. Tüm enerjisiyle yağlı hamuru emektar elinde uçurarak kocaman yufka haline getirirken, bir yandan da tüm hayat hikayesini böreğinin lezzetine akıttı. Hoppp 5 dakika içinde iki tepsi kıymalı, maydonozlu ve pudra şekerli böreğini tatlı bir sohbet eşliğinde keyifle mideme indirdim. Çayımı içtim, teşekkür ettim, Tevfik amca’ya kocaman sarıldım, 41 kere maşallah diyerek ayrıldım mekandan.

Pudra şekeri ektiğim böreğin tadı Antalya tadı olarak kaldı aklımda o sabah.

Piyazcı Ahmet : Bizi Düden Şelalesi’ne götüren taksi şoförümüz doğma büyüme Antalyalıydı. “Düden Şelalesi’nde yemek yemeyin sizi Antalya’nın en iyi piyazcısına bırakayım” dedi.  Zaten kurt gibi acıkmıştım, Düden’de sadece taze sıkma portakal suyu içip ayrıldıktan sonra dosdoğru Piyazcı Ahmet’e gittik. Piyazcı Ahmet’e sordum. Piyazın yanında ne önerirsiniz diye. “Şiş köfte bir Antalya klasiğidir piyazımızın yanında” dedi. Antalya’da kaldığım süre içinde bir sürü yerde şiş köfte ve piyaz denedim. Ama Piyazcı Ahmet hem şiş köftesi hem piyazı ile bana göre en iyisiydi. Antalya’da tahinli piyaz ve şiş köfte yemek için sadece bir şansınız varsa eğer, bence o şansı Piyazcı Ahmet’den yana kullanın. Yeri de kolay, Antalya’nın alışveriş caddelerinden Güllük Caddesi’nde ara sokak da (Antalya yazısısına inen cadde üzerinde bir ara sokak da)

 

Piyazcı Ahmet’in websitesine ulaşmak için buraya tık lütfen.

Piyazcı Sami : Bir sürü ödüller almış, gazetelere, TV’lere konuk olmuş bir mekan…  Piyazcı Ahmet’le de kardeşlermiş kulağıma gelen bilgiye göre.

Piyazcı Sami!

Tamam piyazın şahane olabilir, tadından kıvamından dolayı ödül de alabilirsin… ama abicim nedir o dükkanın hali!!! Hele de bu zamanda!!! inanın iştahla yiyemedim gelen piyazı. Ama tarifini aldım. Sohbeti çok şeker sahibinin. Ama o dükkanı adam etmesi şart !!!

 

Topçu Kebap ( Topçu Dede) : En yakın arkadaşlarımdan biri Antalya’da 7 yıl kadar yaşamıştı. Topçu Kebap’ı öneren o oldu bana. Yeri de benim favori meydana inen yolda. Hani Saat Kulesi ve Pergamon Kralı heykelinin olduğu meydan. Diğer bir deyişle sırtınızı Pergamon Kralı’na verin, Gelatte dondurmacısından 50m kadar sonra.

Akşamları 9’da kapanıyor Topçu Dede. Saate baktığımda 20:40 idi. Hemen telefon açtım. “Gelin gelin, iftar dolayısıyla kapanmamız 10’u bulur” dedi karşı ses. Tam 9’da oradaydım.

Türkiye’nin en eski 100 lokantası arasında yer alıyor Topçu Kebap. 19.yy sonlarında açılmış, Antalya’nın ilk lokantası.

Topçu Kebap’ın kurucusu Mehmet Topcu. Geçtiğimiz günlerde Instagram hesabımda paylaşmıştım. banabiyersoyleantalya hashtag’iyle bakmanızı öneririm. Tüm fotoğrafları IG galerimden görebilirsiniz. Günümüzde lokantayı 3.kuşaktan torun işletiyor.

Antalya’nın olmazsa olmazı “Antalya piyazı, şiş köfte” aldım önden… ardından tahinli kabak tatlısı.

Tahinli piyazı Piyazcı Ahmet’de yediğim piyaz kadar nefisti. Şiş köfte’de bence Piyazcı Ahmet daha başarılı. Ama tahinli kabak tatlısı olağanüstü güzeldi. Utanmasam bir porsiyon daha bir porsiyon daha yiyebilirdim :)))

Lokantanın atmosferi tam eski Beyoğlu gibi. Baylan, Markiz, İnci medeniyetine sahip. Bu da oldukça hoşuma gitti. Antalya gezinizde mutlaka deneyin burayı. Ahhh o tahinli kabak tatlısı anılarımın bir parçası :))

7 Mehmet : 7 Mehmet’e uğramadan Antalya tamamlanamaz der Antik krallar ;)) 7 Mehmet’i Antalya’da geçirdiğim son güne bıraktım o yüzden. Antalya tatilimin finaline 7 Mehmet’in en leziz renklerini ekledim belki de…

7 Mehmet 1937 yılında açılmış 80 yıllık bir restoran. Antalya ne kadar övünse az 7 Mehmet’iyle.

Türkiye’nin hiçbir yerinde bulamayacağınız konumda ve güzellikte. İlk sahibinin ismi Mehmet Akdağ. Babadan oğula geçen iki isimle devam ederek bugünlere kadar gelmiş bir işletme. Kurucu babanın ismi Mehmet Akdağ demiştim… oğlunun ismi Hakkı Akdağ, sonra yine Mehmet gelmiş, sonra Hakkı. 80 yıldır devam eden bir baba geleneği bu isimler. Şimdiki sahibi Mehmet Akdağ… eğer oğlu olursa bu geleneğe göre ismi Hakkı olacak. Ne enteresan değil mi :)))

7 Mehmet ismi nereden geliyor ?

7 Mehmet’in resmi web sitesinde isminin hikayesi aynen şöyle geçiyor.

Mesleğinde titiz bir o kadar da disiplinli kişiliği olan Usta Hacı Hasan’ı bir gün misaifir yemeğinde çıkan bir kıl çılgına çevirir. Duruma çok sinirlenen usta, tüm elemanları hizaya çeker ve cezayı keser. Ertesi gün tüm çalışanlar, saçları ustura ile kazınmış halde lokantaya gelir. Bu cezadan nasibini ve dersini alan Mehmet’in saçları kesilince küçük yaşlarda geçirdiği trafik kazasında kalan V harfi ortaya çıkar. Eski Türkçe’de 7 anlamına gelen bu işaret ustanın dikkatini çeker ve ona isminin önünden bir daha silinmeyecek olan 7 Mehmet lakabını takar. Böylece başlar 7 Mehmet serüveni. 

7 Mehmet websitesi için buraya tık lütfen

7 Mehmet’de ne yedim ?

Seçimi tamamen masamıza bakan arkadaşa bıraktık. İlk defa geliyoruz ne önerirsin dediğim anda masamıza gelenler;

Yoğurtlu Yeşil erik salatası

Fava (ama bu alışık olduğunuz zeytinyağlı dereotlu favalardan değil. Tereyağlı, ılık… ve üzerinde kırmızı toz biber ile kavrulmuş soğan var) nefisti. (aynısını eve dönünce yaptım harika oldu)

Ana yemek olarak ; 

Kuzu Tandır

İç pilav

Tatlı olarak da …

Tahinli Kabak tatlısı

Masamıza gelen her yemeği önümde uzanan yemyeşil çimlere, masmavi Akdeniz’e ve ufukta tüm heybetiyle sıralanan Toroslara bakarak on Mmmm yüz Mmmmm bin Mmmm çeke çeke yedim.

7 Mehmet; elit bir mekan…

Doğa ile kucaklaşmış şık bir mekan…

Antalya’nın haklı gururu.

Gelatte Dondurmacısı

Gelatte Dondurmacısı Saat Kulesi ve Pergamon Kralı heykeli manzarasına sahip ve benim masalarında keyifle  oturduğum bir yer oldu. Hindistancevizli dondurmasından her gün 2-3 top yedim :)) Çalan müziklerde beni benden aldı diyebilirim. *Madonna La Isla Bonita albümü gibi …. ahhhh anılar anılarrrr

Antalya’da Gezilecek Yerler : Plajlar / Beach

Antalya’da iki büyük plaj var. Biri Tramvay’ın son durağı olan Konyaaltı plajı.

Diğeri ise 8 numaralı otobüslerle gideceğiniz Lara Halk plajı ve Buzz Beach.

Buzz Beach : Girişler ücretsiz. İki kişilik şezlong ve şemsiye 20 lira. İçeride yemek yiyebileceğiniz, hatta mangal, piknik yapabileceğiniz yerlerde var.

Mermerli Plajı : Yat Limanı’nın hemen arkasında ufak bir koya sahip şezlong ve şemsiye parası ödeyerek girebileceğiniz bir plaj.

Ben gitmedim ama bunlarda aklınızda olsun.

  • Yakomoz Lara Balık
  • Lara Balık evi
  • Kaleiçi’nde Hasanağa (mezeleri nefismiş)
  • Top10
  • Lara Roberts’da günbatımı
  • Kaleiçi Arma
  • Kahvaltı için Çakırlar Köy Kahvaltısı
  • Sarı Demlik kahvaltı
  • Kahveci The Sudd

Antalya gezi notlarım burada biter. Antalya’dan sonra İstanbul gözüme Çin’den gelen ucuz bir oyuncak gibi gözüktü. Yanlış idarecilerin elinde oyuncak olmuş koca şehir İstanbul!

Keşke Antalya’nın parklarından birine sahip olabilseydik İstanbulumuzda!.. O yeşilliğe, o maviliğe, o şehirciliğe…

Aklı başında bir idareci olsaydı eğer, mücevher gibi saklanacak Marmara Denizi ve İstanbul boğazı bir Antalya denizi gibi mavi bayraklı olabilirdi. İşe gidenler mesaisi bitenler bir Antalyalı gibi sabah akşam denize girebilirdi. Denizle barışık yaşayabilirdi. Ahhh ahh ahh ahh …. Neyse daha fazla konuşmayayım ben!

Hadi sevgiler, selamlar

Zu Floria x

Bana instagram sayfamdan da ulaşabilirsiniz @banabiyersoyle

 

 

 

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

6 Comments

  1. Alp DOĞRU Haziran 20, 2018
    • Zuhal Floria Haziran 29, 2018
  2. Volking Haziran 21, 2018
    • Zuhal Floria Haziran 29, 2018
  3. Ferhat Ekim 6, 2018
    • Zuhal Floria Ekim 6, 2018

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: