Dünyanın En Mutlu İnsanlarının Yaşadığı Şehir Kopenhag

Zu adında bir gezgin demiş ki 😉
“Bir şehrin bebekleri bile başlarında anneleri olmadan bebek arabalarının içinde kaldırım kenarlarında mışıl mışıl uyuyorsa, işte o şehir kesinlikle mutludur.”

Bu sene yeni yaşıma basmak Kopenhag’a kısmet oldu.
Hem de tam doğumgünümde, sabahın çok erken saatlerinde, güneşin doğuşu ile Kopenhag’a uçtum.

Bkz yazım … http://www.banabiyersoyle.com/gunce/bulutlarin-uzerinde/


Kopenhag’ı Tanıyalım

Yokuşları olmayan dümdüz bir şehir.
İçinde 10 semt var. (İstanbul’da toplam kaç semtimiz var diye sorasım var şimdi? Bilen varsa beri gelsin.)
Nüfusu 2 milyondan az.
Din gibi ruhani inanışlara pek aldırış etmiyorlar.
Para birimi Danimarka Kronu – DKK
Dili, Danca. Ama yediden yetmişe herkes İngilizce konuşabiliyor. 70 yaşlarında birkaç hanımefendiye sokakta denk gelip adres sorduğumda çok güzel ingilizce yol tarifi aldım. Gençlerin tamamı zaten şakır şukur ingilizce konuşabiliyor.

Havası Kasım ayında oldukça yağışlı ve soğuk. Mayıs – Eylül arası gidilirse daha iyi olur.
Danca dilinde “Teşekkür” TAK demek. Çok sevimli geldi bana bu TAK duyup TAK deyivermek. Hatta “çok teşekkür” olsa olsa TAKTAK’tır deyip, adres sorduğum kaç kişiye de Taktak dedim 🙂

Şehir planlaması çok güzel.
Yollar geniş.
Araba az, bisiklet çok.
Amsterdam gibi büyük küçük herkes bisikletiyle.


İnanılmaz kibarlar… Mutlular… Samimiler.
Güzel kızlarından çok, bebek yüzlü delikanlıları var. Yeni yetişen 17-18 yaş jenerasyonu inanılmaz güzel. Çok yoğun sarışını yok, kumral daha çok.
Sokaklarında çok sık Türk’e rastladım. Türk nüfusu da yoğun olmalı diye düşünüyorum.

Kopenhag’da Beni Etkileyen Şeyler

Kopenhag’da beni en çok etkileyen ne derseniz. İnsanlar! Çok tatlılar çok samimiler çok konuşkanlar. Bir kafede yanımda oturan kızla neredeyse yarım saat sohbet ettik. Bir Kopenhaglı’dan kültürleriyle ilgili ne çok şey öğrendim. Mesela; sokaklarda yürürken her kafenin önünde rastladığım bir iki bebek arabası, ve içinde uyuyan bebekler.


Olay tam olarak şöyle aslında…
Anne içerde arkadaşlarıyla kahvesini içiyor, bebeği sokakta kaldırım üstünde kafe önünde uyuyor! Bu manzarayı o kadar çok gördüm ki! Hayretler içinde kaldım.
Hem hava soğuk, hem çocuğu hiç mi biri kaçırmaz dedim?! Kaçırılsa annenin haberi bile olmaz. E bu çocuk zatürre olmaz mı?

İşte kafede sohbet ettiğim kıza ilk bunu sordum. Evde bile bebekleri dışarda uyuturlarmış meğer. Bu tamamen bilimsel bir kültür dedi. Bir bebek dışarda daha iyi uyur, daha mutlu stresiz olur ve derisinin altında soğuk etkilerinden koruyucu yağ yarım cm kadar kalınlaşırmış. Yetişkin olduklarında da hiç üşümez hasta olmazlarmış. Eksi 5 derece havaya kadar dışarda uyutulurmuş bebeklerini!.. Hırsızlık çocuk kaçırma gibi vakalar da olmazmış.
Ah hemen bizde olabilecekleri düşünerek şaştım kaldım ben bu duruma!

Kopenhag Havaalanı Pasaport Kontrol

Böyle bir başlık açmama sebep olan şey;  işini hızlı ve güler yüzüyle yapan keyifli bir pasaport kontrolünden geçtim de ondan.
Toplam  üç gişe vardı…bir de polis memurlarının hepsi kadındı. Ne harika değil mi?Pasaportumu uzatırken hayatımda ilk defa güler yüzlü bir kadın polis pasaport memuru ile karşılaşmış oldum.

“Kopenhag’a Hoşgeldiniz” demez mi bir de bana! Tek bununla da kalmadı, durun daha var…pasaportumu kontrol ederken birden doğumgünümü farkedip doğumgünümü kutladı!!! Ahh beni kalbimden vurdun be Danimarka polisi!

Bir ülkenin polisi böyleyse halkı kimbilir ne sevimlidir dedim metroya doğru yürürken. Çok güzel bir karşılama oldu benim için.

Kopenhag Havaalanı’ndan Şehir merkezine Nasıl Ulaşılır ?

Pasaport kontrolünden geçtikten sonra Terminal 3’den çıkış yapın, Metro biletlerinizi alabileceğiniz kırmızı bilet makinelerini göreceksiniz. Makineleri kullanmak çok kolay.
Ekranda İngilizce dil seçeceğini tıklayıp, Kopenhag şehir merkezi seçeneğine bastığınızda 36DKK ödeyerek kolayca temin edebilirsiniz.

Biletinizi aldıktan sonra Line M2 işaret levhalarını takip ederek kolayca metroya ulaşabilirsiniz. Tam dokuz durak sonra Norreport’ta indik biz. Metro ile Havaalanı’ndan Norreport sadece 15 dakika süren bir yolculuk. Otobüsle gitmeyi tercih etseydiniz yolculuk süreniz 40 dakikayı bulacaktı. Metro en hızlı ve pratik ulaşım aracı aklınızda olsun.

 

 

Kopenhag’da Nereyi Gezelim

Havaalanından bindiğimiz metro ile Norreport’ta indiğimizde, ilk ziyaret edeceğimiz noktaya doğru yürümeye koyulduk.

Torvehallerne Market

Madrid ve Barcelona’da gördüğüm kapalı yiyecek marketlerinin tipik benzeriydi burası. Genelde keşif yaptığım şehirlerde ilk bu tip yiyecek marketlerinden başlamayı seviyorum. Şehrin sevilen lokal tatlarını ve markalarını bir çırpıda öğrenmiş oluyorsun böylelikle.
Torvehallerne Market’in mimarisi ilginçti. Etrafı tamamen camla kaplı bir yapı. İçeride manavdan çiçekçiye, kahveden pastaneye kadar herşey var. Ben bu markette şehrin en iyi kahvecisi olduğu iddia edilen The Coffee Collective’i tercih ettim.

The Coffee Collective

Kahve siparişi verirken, “Kahveniz nasıl olsun?” sorusu önemli benim için. Genelde sert kahve sevmem. O yüzden de kahvelerimi hep yarım shot içerim. Kasadaki oldukça sempatik arkadaş, “Kahveniz nasıl olsun” diye sorunca çok hoşuma gitti doğrusu. Bir latte ile yarım shot cappuccino söyledim. Ve beş dakika içinde kahvelerimiz hazırlandı. Ben sunuma ve kahveye bayıldım. Hakkaten çok güzeldi. Kopenhag’da tam dört noktada şubeleri varmış. Mutlaka deneyin.

Torvehallerne Market’den ayrıldıktan sonra ikinci ziyaret noktamız The Round Tower’a doğru yürümeye başladık. Norreport metro istasyonunun önünden geçerken park halindeki yüzlerce bisiklet dikkatimi çekti. Amsterdam’ın ikinci şubesi sanki dedim 🙂

The Round Tower’a doğru yaklaşırken bir grup bandocu asker korteji ile karşılaştım. Hemen peşlerine düşüp fotoğraflarını çektim. Öğrendiğime göre Kraliçenin askerleriymiş ve hergün bando eşliğinde bu geçit törenini yaparlarmış. Ne şanslıydım ki tam o dakika oradaydım.

The Round Tower (Döner Kule)

Bana göre bu kule Kopenhang’ın Galata’sı.
17.yy’da astronomik gözlem evi olarak yapılmış. 34.8m uzunluğunda. Ve Danimarka’nın mimari gururu sayılıyor.


Giriş ücreti :
Yetişkinler için 25 DKK
5-15 yaş arası için 5 DKK

Bu döner kuleye merdivenle döne döne çıkacağımızı sanırken yürüyerek döne döne çıktık. Bu çok hoşuma gitti.

En son kata gelene kadar hiç merdiven yok. En son kata gelene kadar da bir sürü ziyaret noktası var. Bir resim galerisi, bir kütüphane, bir sergi, hatta 17.yy’dan kalma bir tuvalet gibi. En son kata ulaştığınızda dışarıya da çıkmış oluyorsunuz. 360c Kopenhag şehir manzarası sizi çan sesleriyle kucaklıyor.

Ve ben bu güzel şehrin panoramik manzarasına bakarken “Yeni yaşım hoşgeldin” diye çığlık attım, ardında da çanlar çın çın çalmaya devam etti.
Kulenin içinde bir de kilise var. Inerken gişeye gelmeden hemen önce göreceksiniz. Ziyaret etmek isterseniz kilisenin girişi, kulenin dışında, arka tarafta.

Hojbro Plads Meydanı
Bu meydan beş caddeyi birbirine bağlayan harika bir meydan.
Kasım sonu olduğu için Noel pazarı da vardı. Çok keyifli vakit geçirdik.

Stroget Caddesi
İstiklal Caddesi’ne benzettim burayı ben!.. ama kurulu düzeni daha çok Nişantaşı gibiydi – pahalı markalarla dolu dolu ve Kopenhag’ın da kalbi. Bisiklet dahil tüm araç trafiğine de kapalı. Sadece yayalara açık ve yürümesi gerçekten çok keyifli bir cadde. Noel süslemeleri ile de göz kamaştırıcıydı.

Kopenhag National Museum
Zaman sorununuz varsa direk üçüncü katı dolaşıp müze olayını bitirin derim.

Küçük Deniz Kızı Heykeli
Kopenhaglı birkaç kişiyle konuştum. “Ufacık heykel, yoluda ters gitmene değmez” dediler. Bende şehrin simgesi haline geldiği iddia edilen bu heykeli görmekten vazgeçtim. Bir Kopenhaglı’ya göre zaten, şehrin simgesi değil. Tamamen turistsel abartı.

Nyhavn
Kopenhag’ın simgesi haline gelmiş yanyana sıralanmış renkli evlerin olduğu bir kanal semti Nyhavn. Günümüzde bu renkli evlerin hepsi kafe ve restoran olarak kullanılıyor.

Papirhallen Kopenhag Street Food
Nyhavn’da köprüyü geçtikten sonra kanal kenarına kurulu bir depo burası. İçinde tüm sokak lezzetleri mevcut. Hatta bir Türk tantunicisi bile var. Ben burada dana ve kuzu eti karışık yapılmış bir hotdog denedim. Damak zevkime uymadığı için, sadece meraktan bir ısırık aldım. Kalanını eşim bayıla bayıla yedi… hatta gitti ikincisini söyledi.

Hotdog 89DKK

Democratic Cafe
Kopenhag’ın en iyi kruasanlarının yapıldığı kafe olduğunu duyup kahvaltıya gittik.
Üç çeşit kruasan denedim. En beğendiğim armut pekmezlisi oldu.
Genel anlamda normal geldi kruasanları bana. Şehrin en iyisi olarak anılması biraz abartı mı olmuş sanki.


Ben Democratic Cafe’nin aslında en çok nesini beğendim söyleyeyim.
Kafe’nin İkinci kapısı şehir kütüphanesine açılıyor. Bir AVM gibi düşünün….içinde yürüyen merdivenleri var, katları var ama avm değil… tamamı kütüphane!.. Ve içinde her yaştan cıvıl cıvıl güzel insan. Ne çok sesli, ne çok sessiz. Çıt çıkmayan kütüphane anlayışı bana hitap etmeyen bir anlayış olduğu için bu kütüphane de vaktin nasıl geçtiğini anlamadım ben. Sanırım kitaplara baka baka insanlarla konuşa konuşa bir saat vakit harcamışım. Eşimden gelen telefonla da saatin farkına varıp hemen Democratic Cafe’de yarım kalan kahvaltıma yetiştim.

Kopenhag’da Türk Tatlar

Ankara Lokantası
Türk yemeklerini özlediyseniz gidilebilecek en güzel yer.

Türk Dönercisi
Eve dönüşe geçmeden hemen önce canım döner çekti. Stroget Caddesi’nde bir dönerciye girdim. “Berlin usulü yapıyoruz” deyince de, doldur abi kutuyu dedim. Ay Berlindekiler gibi olmasa da nasıl iştahla yedim anlatamam 🙂

 

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

4 Comments

  1. Egle Blusiute Kasım 28, 2017
    • Zu Floria Aralık 7, 2017
  2. feijaofrenzy Aralık 1, 2017
    • Zu Floria Aralık 7, 2017

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: