Sultanahmet Meydanı : Yılanlı Sütun

Çok kişi yaşadığı kenti az tanır.

İstanbul… Doğup büyüdüğüm kent. Büyük bir uygarlık…
Zengin tarihi/kültürü ile biricik bir kent.

Dilerdim ki bu biricik kent okullarda öğretilsin.

Çelik Gülersoy‘un dediği gibi, ” İstanbul yaşanmış ama yazılmamış bir kent”.
Bu sözün etkisi çoktur üzerimde. İstanbul‘u yaşamayı seven biri olarak, bir kentsever olarak, İstanbul’u neden yazmayayım ki!

İstanbul’un kalbine doğru yolculuk yapmak, tıpkı matruşka bebekler gibi…
Her inceleme başka bir detaya götürüyor seni!. Birini açıyorsun koca Roma çıkıyor, bir diğerini açıyorsun Bizans, bir diğerini açıyorsun Osmanlı, bir diğeri Türkiye Cumhuriyeti!

Hepsi sundukları ile beni şaşırtmaya devam ediyor.
O yüzden de bu şehri, Fatih sınırlarına giren o gerçek İstanbul’u yaşamayı çok seviyorum.

Bugünkü yazı konum : Yılanlı Sütun

Yılanları kalmadığı için ‘ Burgulu Sütun ‘

Sultanahmet Camii‘sinin önünde uzanan, Alman Çeşmesi ve Dikili Taşlar’ın bulunduğu meydanda (eski adı ile Atlı Meydan/Hipodrom) bir tur attığınızda mutlaka görmüşsünüzdür sizde.

Geçtiğimiz yaz sonu Arkeoloji Müzesi‘nde gezerken bir parçasına rastladım Yılanlı Sütun‘un.

İşte tüm hikaye de o zaman başladı benim için. Neydi bu Yılanlı Sütun?

Müzeden sonra Sultanahmet Atlı Meydan‘a tekrar gittim.

Yılanlı Sütun‘u bir müddet inceledim. Birbirine dolanmış üç yılan bedeni, bir burgu şeklinde, oksitlenmiş haliyle karşımda duruyordu.

Yapım yılı bilinmiyor Yılanlı Sütun’un.

Rivayete göre; Bizans döneminde Hipodrom’da yarışmaların ve kutlamaların yapıldığı günlerde sütundaki yılan başlarından birinin ağzından su, birinden süt, birinden de şarap akarmış.

 

Osmanlı’nın minyatürlerini incelediğimizde, Yılanlı Sütun‘un üç yılan başı ile 17.yy’ın sonuna kadar var olduğunu görebiliriz.

Ama sonrası kayıp! Yılan başlarını birileri koparmış. İkisi ortada yok!

***

Selim İleri‘nin “İstanbul Mayısta Bir Akşamdı” kitabında sayfa 24’te rastladım Yılanlı Sütun‘a.

“Bu bronzdan yapılmış ve birbirine sarılmış üç yılan biçiminde bir abide olup, bunun baş kısmı Sultan I. Süleyman’ın ünlü veziri İbrahim Paşa tarafından bir merasim gününde topuzla ve kazaen yarısından kırılmıştır. (Ermeni tarihçi-eğitimci Sarkis Sarraf Hovhannesyan anlatımından)

“Evliya Çelebi tam öyle anlatmamış, onunkinde İbrahim Paşa yok. Evliya Çelebi’ye göre, Yılanlı Sütun ya da Burmalı Sütun, İstanbul’u yılan, çiyan, akrep gibi korkunç, zehirli hayvanlardan korurmuş. Sultanahmet Camii yapılırken bir kısmı toprak altında kalmış. Bu yüzden boyu kısalmış.”

***

Yılan başlarından biri Arkeoloji Müzesi’nde… (hala sergide mi emin değilim)
1848 yılında, Ayasofya Camisi‘nin onarımı sırasında bulunmuş ve Arkeoloji Müzesi‘ne teslim edilmiş.
Arkeoloji Müzesi‘nde konuştuğum bir personel, Yılan başlarından birinin Londra’da British Museum‘da olduğunu, bir diğerinin ise kayıp olduğunu söyledi.

İngiltere’de yaşadığım için British Museum‘u ziyaret edip kaçırılan Yılan başlarından birini görmek oldukça kolay olacaktı benim için!

İki ay kadar önce British Museum‘a gittim.
Girişte büyük bir danışma var. Sıra bana geldiğinde, durumu anlattım. Danışmadaki görevli kız ilk olarak bilgisayar kayıtlarına baktı. Sanırım onun yetkisi eski arşiv kayıtlarını göstermediği için bir başka personelle kontak kurdu. O görevli arkadaş da geldi… ikisi birlikte bir süre bilgisayarda kaldılar. Sonra bana dönüp, kayıtlarda Yılan baş‘ını müzeye girmiş olarak gördüklerini ama enteresan bir şekilde daha sonraki kayıtların olmadığını söylediler.

Yılanlı baş British Museum‘a (yanılmıyorsam 1969 yılı diyordu kayıtları) gelmiş. Ama ondan sonrası yok.

“Ondan sonrası yok ne demek” diye sorduğumda, “Giriş kaydı yapılmış, ama müze raflarına sergiye hiç çıkmamış. Çıksaydı mutlaka kaydı olurdu. Hangi departman/hangi raf gibi kayıtlar olurdu” dediler.

Peki ne yapabilirim ? Bu yılanlı başlardan biri İstanbul’da bir diğeri sizde. Bakın kayıtlarınız sizde olduğunu zaten söylüyor!”

“Size bir form verebiliriz. İlgili departmanlara sorabilirsiniz” diye karşılık verdiler.

Eve gelip formu inceledim. Ve Müze’nin ilgili departmanlarına e-posta göndermeye başladım. Bir hafta sonra Antik Yunan departmanından yanıt geldi.
“Talebiniz üzerine yaptığımız incelemelerde müzemiz içinde Yılanlı Baş’a rastlanmamıştır” diye.
3-4 gün kadar sonra Ortadoğu departmanından yanıt geldi. Yine aynı şekilde.
Birkaç gün sonra da Avrupa departmanından cevap geldi; Yine benzer bir yanıt.

***
Hepsine ortak bir e-posta gönderdim. Dedim ki, “Bilgisayar ekranınızdan o yılanlı başlardan birinin sizde olduğunu gördüm. İki danışma personelinizde bunu teyid edecektir. Türkiye’den çalınan bu yılanlı baş nereye gitti? Müze içinde nereye kayboldu ?”

Ve nihayet dün gelen cevapta malesef “cevap değildi” benim için.

Çünkü onlarda biliyor… Müze’ye geldiği gibi gitmiş!..

Peki nerede bu yılanlı baş?

Hangi milyarderin koleksiyonunda ?

 

Zuhal Floria x

Instagram @banabiyersoyle

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

3 Comments

  1. Ferhat Nisan 27, 2018
    • Zuhal Floria Nisan 27, 2018
  2. Alp DOĞRU Mayıs 5, 2018

Leave a Reply

%d blogcu bunu beğendi: